Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 5,74 / Satış: 5,77
€ EURO → Alış: 6,38 / Satış: 6,40

Üç Silahşorlar İngiliz Gazeteciyi Bekliyorlar.

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 03.07.2019
  • 477 kez okundu

Dünyada iyi ve kötü kavramlarından habersiz kişiler var mı?

İyilikler mi halka göredir, yoksa halk mı iyiliklere? Alışkanlıklar mı birikimlerimizdir, yoksa birikimlerimiz mi alışkanlıklarımız?

Biraz felsefe tonunda sorular olduğunun farkındayım. Hayat bize pratiklik kazandıran sonsuz bir akım olduğundan aklımızda olgunlaştırdığımız fikir ve soruları bazen uygun ortamlarda paylaşırız.

İnsan adeta iki devrede hayat sürer. Birinci devreyi farkına varmadan bitirir. Yaşamın ikinci devresinin, tümüyle birinci devrede biriktirdiği alışkanlıklardan ibaret olduğunu öğrenir. Lakin bizim şahsiyetimizi gösteren, kişiliğimizi zenginleştiren ve fakirleştiren alışkanlıklarımız değil mi?

İyi ve kötü alışkanlıklar dün vardı, bugün de varlar, var olmaya devam edecekler.

İyi alışkanlıklar için çok fazla çabaya aslında ihtiyaç yoktur. Ahlaklı, adil, dürüst ve vicdanlı olmak kâfidir.

Gelelim baştaki soruma; bence iyi ve kötü kavramından habersiz bir insan olamaz. Her insanın kendine göre iyisi veya kötüsü vardır. Her yetişkin insanın iyiyi de kötüyü de ayırt edebilecek bir yetisi vardır.

Kötülükten beslenen kişiler, çoğu kez inatla yaptıklarının fenalık olmadığını iddia ederler. Önemli olan bu kötü kavramlara ortak olmamaktır. Onları kendi yaşamlarıyla baş başa bırakmak belki de daha yararlı yol olacaktır.

Üç silahşorlar yaşamın birinci devresini tamamlamış, ikinci devresini yaşıyorlar.

Geçen hafta sizlere, İngiliz The Sun gazetesi yazarı aynı zamanda antropolog doktorası yapan Bayan Valeria Smith ile telefon konuşmasını yazmıştım. Yirmi yedi yaşında olan Bayan Smith’e bizimle yüz yüze görüşmenin zamanını kendisinin belirlemesini söyledim. ‘’İzniniz olursa iki gün sonra Antakya’da olabilirim’’ cümlesinin sevinçle yüklenmiş bir ses tonuyla telaffuz edildiği fark ediliyordu. Karşılıklı nezaket dilekleriyle telefonları kapattık.

İşyerimde pencerenin önüne doğru yürüdüm. Antakya’mızın taşı-toprağı, havası-doğası ve en önemlisi insanın daha da kıymetli, daha da değerli olduğu düşüncesi aklıma tekrar yerleşti.
Bazı eksiklerimize rağmen, bir birine bu kadar uyumlu, bu kadar yakışmış şehir var mıdır?

Üç din bu şehre yüce Allah’ın lütfu değil mi? Barış, yüce gönüllülük, hürmet, saygı, sevgi.. Tüm bu güzellikler bu şehre ne güzel uymuş. İçtenlikle komşusuna evinin kapısından önce gönül kapısını açan bu insanlar ne yüce insanlar. Her yerde, her saatte hal hatır-ihtiyaç soran bu insanlar ‘’medeniyet’ denilen insani hasletlerin ve yaratımın öncüleriydi.

Tüm bu güzel davranışlar Antakya’mızı ayrıcalıklı yapıyor, sözünü sanki ilahi bir kuvvet bana söyletmiş gibi mırıldandım. Ne kadar hoş duygulardı bunlar. Doğduğu, yaşadığı şehir için oluşan bu düşünceler güçlerimizi tazeliyordu.

İki gün sonra Bayan Smith’in geleceğini Cemil ve Sabri’ye şimdiden haber vermeliydim. Telefonun tuşlarına bastım. Önce Cemil’i aradım, haber verdim. Sabri’yi de aynı şekilde bilgilendirdim.

Bugün İngiliz gazeteci ile ilgili görüşme trafiği sonuca bağlandı. Fakat daha bizden geri dönüş bekleyen Alman ve Fransız basını vardı. Yerli medya, siyaset dünyası ve diğer değerli insanlar. Onlarla da görüşmemiz nezaket icaplarındandı.

Bugün yerel medya ve siyaset dünyası temsilcilerini aramam gerektiğini, yarın ise Alman ve Fransız medyasına geri dönüş yazısı yazmanın daha uygun olduğunu düşündüm.

İngiliz gazeteci ile ilgili insicamı bozmamak için diğer görüşmeleri sonraki safhalarda anlatacağım.

İki gün geçmiş, Bayan Smith’in geleceği gün gelmişti. Son görüşmemizden sonra herhangi bir diyalog kurulmamış, bizlere geleceği saat ve buluşacağımız mekân aktarılmamıştı. Nereden ve kiminle beraber gelecekti?

Acaba gerçek bir gazeteci miydi, yoksa ninesi Getrude Bell gibi mesleğini paravan kullanan bir özel eğitimli biri mi?

Biz zihnen kendimize yakışır şekilde Bayan Smith’i karşılamaya ve ağırlamaya hazırdık.

Beklediğim gibi telefonum çaldı. Açar açmaz kulağımda Bayan Smith’in akıcı Türkçe sözlerini duydum. ‘’Bay İsmail saat 11,00 da Amman üzerinden İstanbul’a, oradan da Hatay havaalanına uçacağız. Uçuş planına göre saat 15,25 de Hatay havaalanına inmiş olacağız. Siz lütfen bizler için gündüz zamanınızı harcamayın. Akşam vakti uygunsanız sizlerle beraberce yemekte buluşmak ve tanışmak isteğimi iletmekten sevinç duyarım.

Konuşma sırası bana geldiğinde; Bayan Smith nasıl isterseniz öyle yapalım. Siz bu topraklara ayak bastığınız andan itibaren bizim misafirimizsiniz. Sizlere kalacak yer ayarlamak, rahat etmenizi sağlamak bizim ödevimizdir. Kalmak istediğiniz bir otel ve yemek yemek istediğiniz restoran ismi aklınızda varsa hemen ayarlayayım, dedim.

Teşekkür etti ve Bay İsmail, iki gün önce her ayrıntı ayarlandı. Kalacak yerlerimiz hazırlandı, bizleri bekliyor.
Sizin bana yardımcı olma isteğinizi takdir ediyorum. Medeniyet yuvasından zaten ince ruhlu insanlar çıkar.
Gelince sizlerle bu kapsamda detaylı sohbet etmenin heyecanını duyuyorum.

Akşam buluşma mekânı ve zamanı için sözleştik. Saat sekizde Antakya merkezinde bir restoranda buluşup tanışacaktık. Röportaj süreci başlayacaktı.

Küçük bir ayrıntı yine aklımı çeldi. Bayan Smith kalacağı otelin adını biliyordu. Bu gayet normaldi. Ama buluşacağımız restorandın adını ve adresini bana ayrıntısıyla vermesi çok tuhaftı.
Acaba Bayan Smith Antakya’ya daha önce gelmiş olabilir miydi? Gelmiş ise hangi amaçla gelmişti?

Bu soruları kendime ve iki arkadaşıma sormadan duramıyordum.
(Haftaya Çarşamba devam edecek)
[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ