Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 6,03 / Satış: 6,06
€ EURO → Alış: 6,54 / Satış: 6,57

Üç Silahşorlar: İngiliz Misafirlerin Gönüllerini Alıyorlar

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 25.12.2019
  • 379 kez okundu

Genel yapımız itibariyle başkalarını eleştirmeye bayılırız. Hele bu kişiler arasında hoşlanmadıklarımız varsa tadına doyulmaz bir boyuta vardırırız. Bir hafiye gibi; en küçük bir hareketinden en kısa sözünden, giyiminden kuşamına kadar eleştirecek alanlar buluruz.

Kendimizin ise, eleştiriye mahal olamayacak bir nitelik taşıdığımıza inanırız.

Neden böyle bir huyumuzun olduğunu hiç düşündünüz mü? Soruyu başka açıdan da sorabiliriz: Hangi insan profili hep başkalarını, hangi insan profili kendini eleştirir?

Durun bir dakika, bu huyların genelde sadece siyasetçilere ait olduğunu söylemeyin!

Siyaset dünyasının kendine has acımasız eleştiri değirmeninin olduğunu biliyoruz. Rakiplerinin söylediklerini, tutumlarını, zekâlarını; eleştiri konusu olabilecek ne bulurlarsa, bu değirmende pestilini çıkarmaya kendilerini vazifelendirmişler.

Her fırsattan, her durumdan kendilerine vazife çıkarmayı neredeyse sanat haline getiren insan profilinedir benim gözlemim.

Gariptir, gıyabında sabahleyin eleştirdiğimiz birini, öğlen karşılaştığımız anda hiçbir şey yokmuş gibi davranıp iki yanağından öperek saygılarımızı sunabiliyoruz.

Tuhaftır, öğle vakti vicahiyetinde öve öve yere göğe sığdıramadığımız birini akşam vakti, gıyabında yerin dibine geçirecek ifadeler kullanmaktan kaçınmıyoruz.

Acayiptir, birine akşam vakti dostluğuyla iftihar ettiğimizi beyan ederken, henüz şafak sökmeden düşmanlığımızı ilan edebiliyoruz.

İnsan yaşamının işleyiş mekanizması maalesef kötü huylarla kuşatılmış.

Ancak bu huyları üstünden atacak kadar kendini yetiştirebilmiş insanların varlığıyla dünyamız anlam ve kıymet buluyor.

Efendim, Üç Silahşorların geçen haftadan kalma dizisine devam edelim:

İngiliz Getrude Bell’in gelmiş geçmiş en büyük casus olduğunu belirtmiştim.
Kıdemli diplomat Bayan Hilga, hareketsiz oturuyormuş, sanki taş kesilmişti.

Neler hissettiğini tahmin etmek zor değildi. Suçluluk duyan bir insan gibi hissettiği gözlerden kaçmıyordu. Yüz küsur yıl önce yaşananlardan elbette hiç kimse mesul olamazdı. Burada mevzu kendiliğinden Ortadoğu coğrafyasında yaşanan elim olaylara gelmiş, İngiliz aklı ve parmağının tarihi bilgileri tazelenmişti, o kadar.

Bu bilgilerin yeni kuşaklarla paylaşılmasının mutlaka faydası vardır. Lakin içinde bulunduğumuz dünyanın ülkeleri, devletleri kendiliğinden oluşmadı. Sinsi tuzaklar, tilkice tezgâhlar kışkırtmaların kanlı yol güzergâhlarının son duraklarında kuruldular. Bu duraklara varıncaya kadar nice savaşlar yapıldı, nice canlar meydanlarda kaybedildi.

Asıl mevzumuza tekrar gelelim: Bayan Hilga’ya hitaben; kendinizi lütfen suçlu hissetmeyiniz. Bizim niyetimiz asla sizler gibi insanları, bir asır önce yaşanan olaylarla irtibatlandırmak değildir. Ne münasebet; sizlerin bu konularda asla bir sorumluluğunuz olamaz. Hepimiz insanız. Kusurlarımızla, yeteneklerimizle terkip edilmişiz. Önemli olan kusurlarımızın kimseye zarar vermemesidir. Yeteneklerimizin ise iyi manada herkese fayda sağlamasıdır.

Cemil ve Sabri durumu hemen kavramıştı; İngiliz misafirlerimizi rahatlatacak samimi sözlerle bana destek oldular. Önce Cemil kendine özgü tavırlarıyla söze girdi. Oturduğu koltuktan öne doğru hafifçe ilerleyerek: Değerli misafirlerimiz; sizlere karşı kanımız çok ısındı. Sizleri çok sevdik. Dün akşam belirttiğimiz gibi artık birimizin misafiri ve ev sahibi değiliz; kardeşiz. Sizlerin üzülmesini asla istemeyiz.

Sabri bir milim sektirmeden direkt anlamlı sözü yüreklere dokundurdu: Kardeşlerim; burada bulunmamızın sebebini ilahi bir tecelli olarak görüyorum. Emin olun Üçümüz sizlerin ziyaretinizle oluşan hukuk, kardeşlik hukukundan başka bir şey değil. Sizin gönlünüzden geçen iyi niyet ile bizim sizlere karşı beslediğimizi iyi niyet arasında hiçbir fark yoktur.
Benim de bir şeyler söylemem gerekiyordu. Ama benim durumum biraz daha farklı idi. Lakin ben, Getrude Bell ile

Thomas Edward Lawrence’ı anlatmaya devam etmeliydim. Üstelik İngiliz Misafir kardeşlerimizin gönüllerini kırmayan cümleler kurmalıydım.

Cümleler aklımda hemen kuruldu: Tarihten husumet çıkarılmaz. Bizim tarihin öğretisinden hem ilham hem de ibret dersleri alırız. Dolayısıyla mazide yaşananları biz akıl süzgecinden geçirir, doğruyu kendi hanesine, yanlışı kendi hanesine koyarız.

Sizlerin meşhur iki casusunuzu bu çerçevede ele alarak anlatma çalışıyorum, dedim.

Eğer sizler açısından bir mahzur yoksa Lawrence ile ilgili birkaç kelime sarf ettikten sonra ana konumuza, Antakya’da yaşayan Arap Aleviliğine geleceğim dedim.
(Haftaya devam edecek)
[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ