Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 6,10 / Satış: 6,12
€ EURO → Alış: 6,59 / Satış: 6,61

Üç Silahşorlar: İnsan, İnsana Muhtaç

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 29.01.2020
  • 798 kez okundu

‘’Allah kimseyi kimseye muhtaç etmesin’’. ‘’Allah düşürmesin’’…
Hayatımızda en çok dillendirdiğimiz ve işittiğimiz temennilerimizdendir.

Dünyanın bin bir halinden etkilenir insan. Gün gelir, madden güçlenir; gün gelir , o güç zayıflar, hatta yok olabilir. Gün gelir sağlığı tavan yapar, gün gelir sağlığı dibe çöker.
Kayadan kayaya keklik gibi seken kişi, öyle zamanlar olur ki; ufak bir taşı bile aşmakta zorlanır.
Dağ gibi duran delikanlı küçücük bir çıbanın tahribatıyla yıkılabilir.

Hayat her zaman olumlu akmaz.

Hayat bu; sağ olan başa daha neler gelir neler..
Her insan, başka insana muhtaçtır. İnsan tek başına hiçtir. Sağlığını kaybedince, güçten takatten düşünce, yara bere içinde kalınca başka insanların yardımına muhtaçtır.
Hayatın bize neler hazırladığını kimse kestiremez. Bugünün gürbüzü, yarının hastası durumuna düşebilir.

Öyle yaratılmış dünya. Ağa da olsanız, paşa da olsanız hatta dünyayı yönetseniz dahi ; öyle bir gün gelir, başkalarına muhtaç olma zorunda kalırsınız.

Bir kaza, bir doğal afet, bir hastalık veya yaşlılık gibi etkenler insanı insana muhtaç kılar.

Gönül ve vicdan sahibi insan, bu gibi hallerde yardıma koşar. Dayanışmanın örneklerini sergiler. İhtiyaç sahiplerine yardım edebilmenin huzurunu yüreğinde hisseder.

Yardım edebildiği insanların parlayan gözlerine yansıyan ifadeler, onun en büyük manevi ödülüdür.

İnsan olabilmenin en asgari ölçüsüdür dayanışma. Dayanışma, manevi değerlerimizin yüksek burcudur.

Yaşı başı, cinsiyeti dini, dili mensubiyeti, tabiiyetine bakılamaz. Suiistimal edilemez. Her hangi çıkar gözetlenemez.

Evet: “Allah kimseyi kimseye muhtaç etmesin, düşürmesin’’ Ama el ele veren; yardımsever, vicdan ve gönül sahiplerinin emsallerini de çoğaltsın.

Efendim geçen hafta Üç Silahşorların masasında dostluk üzerine mevzu gelmiş, düşüncelerimizi ifade etmiştik. Bugün kısmetimize neler düşeceğini ben de sizler gibi merak ediyorum.

Dostluk yarattığı anlam itibariyle ruhunda sihir taşır. Dostum dediğin insan, en zor anlarında yanında olup göğsünü siper etmiş, yerden kalkmana yardım etmiş, kederini, tasanı paylaşmış kişinin ismidir.

En duygusalımız olan Cemil’in gözleri buğulandı. Sabit’te soğukkanlılığın yerini sıcak duygular almıştı. Ben ise, her zaman olduğu gibi, ikisinin arasında bir yerde, düşüncelerim ve duygularımla seyahat halindeydim. Çünkü ben, dostların ve dostluğun kıymetini yaşayarak bilenlerdendim. Dostluk ve dostlar olmadan hayatın yükünün tek başına taşınamayacağını gerçek vakaları gözlemleyerek idrak edenlerdendim.

Yerli üçümüzün dostluk üzerine düşüncelerimizi aktarıp ana mevzuya geçmeği niyet ederken; Misafirlerimizden Bayan Hilga, başını öne hafifçe sallayarak; beyler izin verirseniz sizlerden, İngiltere’de yaşanan dostluklar üzerine benim de küçük bir yorum yapma ve başımızdan geçen hadiselerden bir ikisini anlatma ricam olacak, dedi.

Pek tabi buyurun efendim dedi, Cemil.
Başladı bayan Hilga anlatmaya: Henüz küçük yaşlardan itibaren babamın diplomat olması nedeniyle çok ülke dolaştım. Babam özel sohbetlerinde karşı tarafa samimi şekilde hep dostum diye hitap ederdi. Görevdeyken muhataplarına diplomatik dille, Bay, Bayan şeklinde hitap ederken, neden başka zamanlarda diğer insanlara dostum diye seslenirdi. Dediğim gibi küçüktüm ve önceleri pek anlam çıkaramazdım.

Bir gün babama bunun nedenini sordum.
Babam bana unutamadığım derin öğretiyi alnıma mıhladı: Kızım dedi; resmi hitabet, protokolün bir parçası. Protokollerde her şey resmi bir kurala bağlıdır. O kuralların dışına çıkılmaz. Resmiyet bir taraftan ciddiyettir, bu kabulümdür, ama öte taraftan çıkar ilişkisidir. Ben görevdeyken resmi protokollere uyma zorunluğumu yerine getirmekle mükellefim.
Ama özelde dostluğu çok önemserim. Çünkü dostluk, protokolü ,resmi kuralı, çıkarı olmayan; yürekten gelen görünmeyen ihtişamlı dalgalarla oluşan duygu birliğidir.

Bu duygu birliğinin temeli bedelsiz, sevgi, saygı, paylaşma ve dayanışma üzerinde vücut bulur. Özgürdür. Kalbinin sesini, gönlünün nefesini paylaşır. En sevinçli anında olduğu gibi, zor anında önünden ayrılmaz, seninle beraber mücadele eder.
Sana Latin Amerika’da Konsolosluğumuzda yaşadığım bir hadiseyi anlatayım dedi babam: Higa, kızım sen daha bir yaşını tamamlamamıştın. Görevli olduğum ülke birden karışmıştı ve askeri darbe girişimi olmuştu. Konsoloslukta her önlemi almıştık ama annen o gün seni bebek arabasına koyarak hava alman için gezintiye çıkarmıştı.

Tam nerede olduğunuz ile ilgili fikrim yoktu. Sizlerle irtibat kuracağım teknik yapı da yoktu. Kaygı ve korku üzerime çökmüştü, sizlere ulaşamamanın çaresizliğiyle kıvranıyordum.
Tam o esnadayken konsolosluğun kapısı açıldı içeri hızla bir araç girdi. O aracı kullanan dostluk kurduğum yerel bir vatandaştı. O dost sizleri tesadüfen yol boyunda görmüş, kendini tehlikeye atma pahasına arabaya alarak konsolosluğa getirmişti.

(Haftaya Çarşamba devam edecek)

Evet dedim, dostluk, evrenseldir. İnsanoğlunun ortak yüceliğidir.

[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ