Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 6,14 / Satış: 6,17
€ EURO → Alış: 6,68 / Satış: 6,71

Üç Silahşorlar : Kaldığımız Yerden Devam

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 08.01.2020
  • 344 kez okundu

Bir ülkede düzey kaybolunca; çarpıtmalar, çamur atmalar hatta iftiralar havada uçuşur.

Eğitim düzeyi o ülkenin ortak hafızasının en büyük kapısıdır. Bu düzey daima kalitesinden ve mertebesinden söz ettirmeli. Tarihini, sosyal yapısını, inanç dünyasını vs. hilesiz hurdasız şekilde insanlara anlatmalı ve öğretmelidir.

Öğrenmek isteyenler; art niyetleri, ön yargıları olmaksızın yaşananları hakikat çizgisinde kavramalıdırlar.

Ülkemizde düzey, maalesef bazılarının özel çabalarıyla alçaltılıyor. Tarihin, sosyal yapının ve inançların doğrularını çarpıtarak iftira kampanyasının ferdi olmaktan utanmayanlardan geçilmiyor.

Bu tür gurupların isimlerinin önünde, kullandıkları gazeteci, Dr. Doç. Prof. gibi sıfatlarla yazdıklarını ve konuşmalarını takip ettiğimde dehşete kapılmadan duramıyorum. Çünkü bu zatların çarpıttıklarının ötesinde, saldırdıkları hedeflerin başında; varlığımızı borçlu olduğumuz ve üzerinde en çok hassasiyetle durduğumuz Atatürk ve Cumhuriyet değerlerimiz geliyor.

Geçenlerde Tv. de yine bir tartışma programında, önünde Doçent sıfatı bulunan Selman Öğüt denilen zat, Kemalistlerin ibadet özgürlüklerini ortadan kaldırdığını ve Müslümanlara zülüm yaptığını iddia etti.

Ülkemizde maalesef bu tür iftira kampanyalarından beslenen tayfalar hep vardı. Bireysel çamur atmalar, saptırmalarla karşılaşırdık. Ama ve lakin son zamanlarda kolektif bir zihniyetin koro bazlı saldırıların yoğunluğu bu boyutlarda değildi.

Vatansever yurttaş, eğitim seviyesi ne olursa olsun tarihini, dilini, dinini doğru bilen ve medeniyet terbiyesini önemseyendir. Vatanına kastedenleri, istiklalini elinden alan emperyalist devletlere karşı mucize yaratarak hür birey olmamızı sağlayan Büyük Atatürk’le beraber silah arkadaşlarına şükran ve minnet duyar. Vatan uğruna şehit düşenlere karşı aynı duyguları besler.

Nereden, nereye gelindiği, hangi koşullar altında neler yapıldığına bir maziye bir bugüne bakarak gözlemler.

Atatürkçülük ve Kemalist kavramlarının ortaya çıkışlarıyla beraber, kıymet ve anlamlarını hafızasında taşır. Dün Atatürk’ün yendiği emperyalist devletlerin, bugün kuyruk acılarının dinmediğinin farkındadır. Yüz yıl önce kaybeden emperyalist devletler, içeride iş tuttukları kişiler üzerinden Atatürk ve Kemalistlere iftira atmak suratiyle hayasızca saldırtarak önce psikolojik üstünlük, sonrada sayısal üstünlük elde etmeye çalışıyorlar.

Tek cümleyle açıklayayım: Ne yaparlarsa yapsınlar avuçlarını yalarlar. İftiralarında boğulurlar.

Bugün bu topraklarda, her yurttaş ibadetini istediği her yerde özgürce yapabiliyorlarsa bunu Atatürk’e ve onun etrafında kenetlenen Kemalistler sayesindedir.

Efendim Üç Silahşorlar yeni yılınızı kutlar; sağlık, huzur ve esenlik diler.

İngiliz misafirlerimizle röportaj esnasında mevzu biraz dağılmış, ünlü iki casusları üzerinde biraz değinilmişti. En son ben, Thomas Edward Lawrence ile birkaç kelime sarf ettikten sonra ana konumuza geri döneceğimizi söylemiştim.

Doğrusu Müslüman coğrafyasında devlet yapılarının kurumlar üzerinden değil, egemen şahıslar üzerinden yönetilmeleri casusların işlerini daha da kolaylaştırıyor. Çünkü şahısları kendi emellerine doğru çekmek için yöntemler çok belirgin ve açıktır: Ya maddi bir çıkar teklif edilir, ya da tehdit yoluyla sindirilir.

İngilizler bu yöntemler üzerinde çok uzmanlaşmışlar. Ayak basmak istedikleri coğrafyanın her türlü envanterini önceden çıkarmak suretiyle inceden inceye planlarlar. Majör ve minör, akla gelecek, kültürel, etnitsel, inançsal, mezhepsel her türlü bilgiler İngiliz arşivinde bulunur. Hangi aşiretin hangi aşiretle kavgalı olduğu, hangi mahallenin daha kolay kışkırtılacağı, hangi muhabirin muharrir olarak kullanılacağına dek her türlü ayrıntının planları hazırdır.

Lawrence, gönderileceği Arap yarım adasında bu bilgilerle donatılmış yetenekli casustu. Arapçayı üç farklı şiveyle konuştuğu yazılır. Kendisine İslam dini bir Müslümandan daha iyi öğretilmiş, müftü kadar bilgiliydi. Üstelik yirmi dört yaşında bu vasıflarla donatılmış biriydi. Hocası Getrude Bell’den yeteri kadar pratik aldıktan sonra Arap yarım adasına

Osmanlıya karşı Arap kabilelerini kışkırtmak için görevli olarak yollanır.

Ben bunları söylerken, İngiliz misafirlerimiz can kulağıyla dinlediklerini fark ettim. Bir an duraksadım.

Keewan bana bakarak; İsmail bey inanın Lawrence’ı ben bu kadar detaylı bilmiyordum. Sadece İngiliz devleti adına Arapları kışkırtan subay olduğu bilgisine sahibim. Bu kadar özel yetiştirilip yirmi dört yaşında görevlendirildiğini sizden öğreniyorum, dedi.

Bunlar sır değil merak edenler için bir sürü kaynak var. Casusluğunun yanında bir başka meziyeti daha var ki; şapka çıkarılır. Edebi bir yeteneği de var. Kendisinin bizzat yazdığı ‘’Bilgeliğin Yedi Sütunu’’ kitabını her kese tavsiye ederim.
Bütün maharetlerini bu kitabın içinde yerleştirmiş. Neleri ne zaman nasıl ve kimlerle işbirliği yaparak elde ettiği maceralarını kaleme almış.

Cemil sözlerime müdahale ederek, yeter galiba bu anlattıkların. Bu kadar uzatmaya gerek yok. Şimdi sadede gel, bak hava kararıyor, akşam olmak üzere.
Haklısın Cemil, farkına varmadan anlatmışım.

(Haftaya Çarşamba devam edecek)

[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ