Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 6,73 / Satış: 6,76
€ EURO → Alış: 7,32 / Satış: 7,35

Üç Silahşorlar: Karakter Üzerine

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 19.02.2020
  • 657 kez okundu

Sosyoloji, Felsefe, Psikoloji ve Politika gibi disiplinlerin temel konusu daima insan olmuştur.

İnsanın toplum ve tabiat içindeki yeri çağlar boyunca tartışılıyor

Ortaya çıkan gelişmeler ve şartlar insanoğlunun bulunduğu karakter yapısı, bu disiplinlerin akademik araştırmalarının yanı sıra, günlük yaşantımızda ‘’insan karakteri’’ üzerinde görüşlerimizi bildiririz.

İnsan karakterini kendimizce hem yüceltme hem de yerme kavramı olarak düşünürüz.

Karakterli insan nitelemesini, hayat terbiyesini asaletli davranışlarla pekiştiren insanlar için kullanırız.

Karaktersiz sıfatını ise, toplumun değer yargılarıyla bağdaşmayan kişiler olarak tanımlarız.

Beşeriyetin düşünce sisteminde insan, kendi hemcinsleri üzerinde farklı nitelemeler yaparken acaba kendini ne kadar tanıyor?

Çağlar boyu insan felsefi ve sosyoloji varlık gözüyle kendine mesaj vermeye çalışmış: ‘’Önce kendini, sonra başkalarını tanı.’’ Tavsiyesinde bulunmuş.

Uzak Doğu’dan Uzak Batı’ ya kadar hemen hemen her yerde İnsan, kendi düşünsel ve davranışsal kimyasını çözmeye çalışıyor.

Her insan aldığı, gördüğü terbiye ve eğitimlerini bilinçaltında kaydediyor. Hayatın yol haritasını belirliyor.

Karakteristik özelliklerimiz büyük ölçüde burada şekilleniyor.

Hakikat kavşağında kendimizi doğru tanımak, başkalarını adaletle anlamamızı sağlar.

Pratikte ideal bir dünyada yaşamadığımızı kabul edelim. En yakınımızdan en uzağımıza kadar atılan ithamları, yapılan yakıştırmaları gözlemledikçe hayretler içinde kalıyoruz.

Bu dünyada bazı kişiler kendileri ile ilgili yüceltici; başkaları hakkında suçlayıcı değerlendirmeler yapıp hüküm veriyor.

Kendini bilmekten aciz zavallı, başkalarının niteliklerini nasıl bilsin?

Efendim geçen hafta üç silahşorlar, Hz. Mevlana Celalettin Rumi’nin kadınlara bakış açısını Bayan Hilga’nın ricası üzerine anlatmaktadır.

İslam, maalesef bazı kötücül insanların suiistimal mecrasına hapsedilmek istenmiştir. Suiistimal alanlarından biri de Kadınlar olmuştur. Oysa İslam dini tebliğ edildiğinden itibaren insanlar arasındaki tefrikin kaldırılması amaçlanmıştır.

Bu açıdan Hz. Mevlana’nın kadınları yücelten görüşlerine değinmeden insan tanımlanamaz. İnsan can olarak ta, akıl olarak ta, his olarak ta iki eşit varlıktır. Sadece fiziki görünüm ve kuvvet olarak farklılıklar vardır. Bu varoluşsal bir gerekliliktir. Erkek, kadın olmadan yarımdır. Kadınla beraber ancak tam olabilir.

Mevlana, renk, cins, dil, ırk, makam, mevki, yerli ve yabancı farkı gözetmeden hem kendi zamanındaki hem de gelecek kuşaklardaki sancılı ve sıkıntılı gönülleri tedavi ve teskin etmeye çalışmıştır.

Bu maksatla onun dikkat çektiği en önemli sosyal zümre, kadınlar olmuştur. Kadının geri plana atılması, ihmal edilmesi ve kaderine terk edilmesi anlayışını değil, kadınların toplumun geleceğine etki edecek özelliğe sahip olmalarını vurgulamıştır.

Tasavvuf düşüncesinin bir temsilcisi gibi Mevlana da, geleneksel anlamda, Müslüman halkların kadına bakış tarzını yansıtmakla birlikte o, kadının cinsiyetinden çok kişiliğine dikkat çekmiştir.

Sabri ah çekerek, ‘’kadınlar başlangıçta tüm dinlerde yobazların hedef kitlesindelerdi. Hiristiyan’lığın orta çağında her musibetin sebebinin kadınlar olduğunu görüyoruz. Mevlana on üçüncü yüzyılda Anadolu’da kadınların haklarını teslim eden bir ulu kişiydi.’’ dedi.

Bayan Valaria araya girerek; Söylemde Mevlana’nın kadınlara karşı hümanist bir duruşunun görüşünün olduğu muhakkak. Kendi bakış açısını yaşamı boyunca tatbik edebildi mi? sorusunu bana yöneltti.

Valeria’nın hangi maksatla sorduğunu gayet iyi anladım. Lakin sayısız insanların yazdıkları ile uyguladıkları arasında ki çelişkiler hayret verecek kadar büyüktü.

Elbette dedim. Çok kısa bir örnek vereceğim; Mevlana deyince ilk akla gelen sema ve semazenlerdir.

Terim olarak, mûsikî nağmelerin dinlerken vecde gelip hareket etmek, kendinden geçip dönmektir. Hz. Mevlana zamanında belli bir nizama bağlı kalmaksızın dinî ve tasavvufi bir coşkunluk vesilesiyle icra edilen sema hareketlerinde kadınlara, erkeler kadar yer vermiştir.

Bu örnek bana yeterlidir dedi Bayan Hilga.

Cemil, ‘’Mevlana’yı anlatmak isabetli oldu, zira kadınları hor gören anlayışın sebebini hep dine yükleme yanlışlığı var. Aslında yanlışlık erkeklerin kendi özündeki karakter yapısındadır’’. dedi.

(Haftaya Çarşamba devam edecek)
[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ