Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 5,91 / Satış: 5,93
€ EURO → Alış: 6,55 / Satış: 6,58

Üç Silahşorlar: Lawrence Konusunu Bitiriyor

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 15.01.2020
  • 174 kez okundu

Sarsıldı genç delikanlı, anne ve babasının kendisinden talep edileni duyunca.. Ne kadar kulağa hoş geliyordu bu talepler. Her anne ve babanın yaşarken görmek istedikleri evlatlarının mürüvvetlerinden başka bir şey değildi aslında.. Genç delikanlı otuzunu aşmış, evlilik müessesesi kapısını yaşça geçmiş sayılırdı buradaki geleneklere göre..

Oğlum diyordu anne; ‘’yıllarca ailemize münasip gelin aradım durdum. Sana her konuyu açtığımda zinhar ret ettin. Önceleri; zamanla yumuşar, fikrini değiştirirsin diye bekledim. Zaman aktı gitti, sevdalandığın kız arkadaşınla iyi anlaşıyorsun. Bak, senin akranlarının çoğu çoluk çocuğa karıştı ama sen hala evlenmek istemiyorum diyorsun. Bu yaşta evlenmezsen ne zaman evleneceksin, kırklı ellili yaşlarda mı’’?

Arka mahallede mütevazi bir apartmanın üçüncü katında oturan aileye yine görücü gelmişti. Belki de beşinci veya altıncı görücülerden sonra, anne, kızının bu sefer evet diyeceğini umuyordu. Kızı üniversiteyi bitireli altı yıl olmasına rağmen hale işsizdi. Baba sessiz, ama içinden geçirdiği ahları bir kendisi birde Allah biliyordu. Kızını telli duvaklı gelinlik içinde göreceğinin hayali ile yanıyordu besbelli…

Görücü geldi; usule göre kız istendi. Anne ve baba her zaman olduğu gibi kızlarının fikrinin belirleyici olduğunu bildirdiler. Sonuç: Kızları yine ‘’hayır’’ cevabını verdi.

Bu ve bunlara benzer kim bilir kaç gerçek olaylar görmüş ve duymuşsunuzdur. Bu olaylar anlatıldığı ortamlarda sıkça ‘’benim zamanımda o kadar beklenilmez; erkekler askerden döndükten, kızlar görücü geldikten kısa süre sonra evlenilirdi’’ görüşü tekrarlanır. Kısmet bin kez dolaşır bir kez gelir denirdi.

Dün ile ilgili görüşler ve şartlar dünde kaldı. Bugünün şartları merhamet imkânlarını sunan nitelikte değil. Tersine; birbirini seven evlenme niyeti taşıyan evlatlarımızı kara kara düşündüren birçok engelli parkurlar yerleşmiş.

Maddi engelleri aşmanın derdiyle kafa yoruyorlar. İşsiz kaldıkları takdirde başlarına ne tür zorluklar yağacağının farkındalar. Evliliklerinin, geçim sıkıntısı karşısında deprem etkisi gibi yıkım göreceğinden korkuyorlar.

Onlar genelde hayatı daha iyi okumaya ve öğrenmeye çalışıyorlar. Yaşanan etkileşimlerden tecrübeler ışığında olgunlaşmaya önem veriyorlar.

Elbette her genç uygun ortam oluştuğunda yuva kurmak isteyecektir. Yukarıda yazdığım gerek erkek tarafından gerek se kız tarafından olmak üzere, her genç evladımız yeryüzünde taptaze ve mutlu bir hayata adım atmaktan haklı olarak korkuyor. Maddi yoklukları düşündükçe acıları yüzlerinden okunuyor.

Gençlerimiz yaşla gelen engellere değil, parasızlığın yarattığı bozuk atmosfere takılıyor.

Dileğim; gençlerimizin sıkıntılarını ortadan kaldıracak, evlilik yolunda imkânları kolaylaştıracak ortamların oluşması. Tabi, nasip ve kısmet.. Allah tüm evlatlarımızın nasibini, kısmetini açsın, bahtını, yollarını kolaylaştırsın.

Efendim geçen haftadan klasik hale gelen Üç Silahşorlara devam ediyoruz:

İngilizlerin çok özel şekilde eğittikleri casuslardan en önemli görevler verilen Lawrence’ın maharetlerini kısaca özetledikten sonra ana konumuza döneceğim. Bizzat kendisinin kaleme aldığı ’Bilgeliğin Yedi Sütunu’’ kitabında Arap yarım adası ve Mısır’da Osmanlıları nasıl tuzaklara düşürdüğünü yazıyor. Sabotajları detaylı şekilde betimliyor.

Arap kabileleri Osmanlıya karşı nasıl kışkırttıklarını, onlarla çarpışmaya nasıl ikna ettiğini belirtiyor. Daha doğrusu Arapları nasıl bir aldatmaca içine çekerek isyan başlattığını bu kitapta anlatıyor

Cemil meraklı bir ses tonuyla, Arapları nasıl aldatmış; Araplar kendi aralarında anlaşamazken nasıl olurda bir ecnebinin etrafında birleşmiş? Diye soru yöneltti.

Bir iki dakika içinde özetleyerek anlatayım: Biliyorsunuz Arap yarım adasında kabileler var. Bu kabilelerin başında olan ve güçlü olanlarının bulundukları yerleri yönetenlere emir diyorlar.

O dönemlerde adından en çok bahsettiren emirlerin başında Mekke emiri Şerif Hüseyin’i gelir.

Bu emire Osmanlının çekilmesi durumunda Kral yapılacağı sözünü verir. İş sadece verilen sözlerle sınırlı değil. Arapları yumuşatacak en etkin madde olan çil çil altın verilir.

Silah ve mühimmat ihtiyaçları, eğitim desteği vs. ile ilgili gereksinimleri temin eder.

Tüm bu ihtiyaçların giderilmesinde Mısır’ı ana karargâh merkezi olarak belirledikleri, tüm lojistik ve maddi ihtiyaçların bu bölgeden çatışma noktalarına getirileceği ile ilgili planlarını gösterir.

Alakadar olduğu başka bir büyük kabile daha vardır. Haşimi kabilesi denince aklınıza ne gelecek merak ediyorum.

Arap yarım adasında İngilizlerle Osmanlılara karşı isyan edenlerden biri de meşhur Haşimi kabilesiydi. Bunun karşılığında İngilizlerin kurdukları sistemi yürütmek amacıyla Ürdün Krallığına getirildiler.

Arkadaşlar; Lawrence denilen adam çok yaman. Onunla ilgili çok detay anlatabilirim ama son bir paragrafla kendi itirafıyla konuyu kapatalım: Arap ayaklanması, aldatmacalarla başlamıştı. Araplara bağımsızlık vaat ederek onları bir yalan uğruna bizim için savaşmaya çağırdık.” “Sahtekârlığı göze aldım, benim kanıma göre Doğu’da bizim ucuz ve hızlı zaferimiz için Arap yardımı gerekliydi ve kazanıp sözümüzü tutmamamız kaybetmekten daha iyidir.” “Bu adamlar, düşmana karşı içtenlikle savaşan bizim kuklalarımızdı.” gibi cümleleriyle nelerin tezgâhlandığına açıklık getiriyordu.

(Haftaya Çarşamba devam edecek)
[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ