Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 6,69 / Satış: 6,71
€ EURO → Alış: 7,22 / Satış: 7,25

Üç Silahşorlar: Okuyarak Gelişir İnsan

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 26.02.2020
  • 517 kez okundu

Başlangıçta sadece bağırtı vardı. Evrimleşerek söze dönüştü. Daha sonra yazı geldi.
Yazı kuşaklar arası etkileşimi arttırdı. Bilgi birikimi çoğaldı. Kendi mecrasında giderek büyüyen bir nitelik kazandı.

Okuyarak öğreniyoruz. Okuyarak hatırlıyoruz. Okuyarak hayal ediyoruz. Okuyarak ilham alıyoruz.
Ciddiyetle okumaktan bahsediyorum. Lakin okumak, yazılanı okuyup da öylesine geçivermek değildir.

Gerçek anlamda okumak, okuduğunu anlamak, anladığını tartışmak, tartıştığını yorumlamak, yorumladığından da kalıcı bir öz çıkarıp onu ‘kullanılabilir bilgiler’ arasına katmak becerisidir.

Bu anlamda okumak, kişiyi çok yönlü geliştiren bir kazanımdır.

Okumak, hem akademik zekâyı hem duygusal zekâyı geliştirir.

Görsel algı yoluyla seçici dikkati, belleği, muhakemeyi, sorun çözmeyi geliştirir ve hayal gücünü Genişletir. Kişiye kendinden başkalarını da anlama yetisini kazandırır, ufkunu genişletir.

Birkaç gündür on yaşındaki bir çocuğun kitap okumasını gündemimize taşıdık, dilimize doladık. Ülkede tartışma konusu yaptık. Sanki Marstan gelen canlı gibi, acayiplikle takip ettik. Çok kitap okumasına şaşırdık. Çocuğu sıra dışılık, olağanüstülük mertebesine yerleştirdik.

Kimileri okuduğu kitaplar için alkış tuttu, kimileri bu kitaplar için dudak büktü.

Bu yaşta çocuğun felsefe, sosyoloji gibi kitapların çocuk gelişimine uygun olmadığını söyleyenler oldu. Eğitimcilerin ve pedagogların uzmanlık alanlarına giren bu mevzu üzerine yorum yapmaya mezun değilim.

Fakat genel manada kitapların sağladığı bilgi zenginliği üzerine birkaç satır yazma ihtiyacı hissettim.

Okuma fukarası olduğumuzdan bilgi fakiriyiz. Entelektüel tavrımızdan geçtim, kendimizi ifade edecek cümleler kuramıyoruz. Meramımızı anlatamıyor, muhakeme kabiliyeti kazanamıyoruz.

Okumayı bilmeyen ve sevmeyen, okuduğunu anlamayan, bildiğini tartışmayan, soru sormayı öğrenmeyen, eleştirel düşünce yetisine sahip olmayan insanların toplumundan başarı bekleyemezsiniz.

Başarı, öyle rastlantılarla, kaderle, talihle, şansla açıklanacak bir hedefe varış değildir. Gecikmelere tahammül gösteren toleransımız yoktur. Kaybedilen her yıl, artık kazanılması hayal olan belki de 30 yıla denk gelir.

Okumak, insanın en muhteşem alışkanlık kazanımıdır.

Aristoteles ‘e göre, ”Gençlikte kök salmış iyi alışkanlıklar sonradan çekip çıkarılamazlar’’.
Kök salmış iyi alışkanlıklar, TV’ler vasıtasıyla beyinlerimizi zehirlemek isteyenlere karşı en güçlü panzehirdir.

Efendim üç silahşorlar olarak; okuyarak zamanlarını değerlendirenlere selam ve saygılarımızı sunuyor, geçen hafta kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Mevlana’yı anlatmak insanı bambaşka bir boyuta sürükler. Dini ritüelleri, Sema ile vecde gelip Yüce Yaratana en süfi duygularını sunardı. Sema, bildiğimiz üzere iki anlamlıdır; birincisi gökyüzü, ikincisi işitmek, duymak demektir. Mevlana sema ile tasavvufi bir coşkunlukla kendini Yüce Allah’a teslim ediyordu.

İngiliz misafirlerimize, bu kadar yeterli mi? soruma karşılık Bayan Hilga; evet İsmail bey, yeterli.

Bayan Valaria şaşkınlıkla karışık tebessümle; olağan üstü bir düşünür, bir din adamı, bir filozofmuş Mevlana Hazretleri demesinin ardından Bay Keaween; çok etkileyici, çağının çok ilerisinde eşsiz bir fikir kaynağı ifadelerini kullandı.

Üç İngiliz misafirlerimizin fikirleri doğrusu pek hoştu.

Sabri: Mevlana ile ilgili kısaca bu nitelemeyi yapabiliriz: O bir Eren, bir Evliya’dır.

Bayan Valleria tekrar söz aldı: Büyük tasavvuf adamlarının insanları kuşatan sufi duygularını, fikirlerini ve sözlerini dinledikçe bugün, ne kadar insani vasıflarımızı kaybettiğimiz aklıma geliyor.
Evet, haklısın dedi, Cemil. Kendi ellerimizle, dünyayı fiziksel, insanlığımızı da ruhsal olarak kirlettik. İnsan olmanın asgari değerlerini bile bugün, sanki meziyetmiş gibi görüyoruz.

Cemil, Sabri cümlesini bitirir bitirmez; İnsanoğlu kendi seviyesini her geçen gün düşürüyor. Dikkat edin, sevgi-saygı her geçen gün eksiliyor. Hoş görünün yerini hor görü, şefkatin yerini zulüm, adaletin yerini gaddarlık alıyor. Yalan, dolan, iftira- bühtan neredeyse sıradanlaştı.

Bayan Hilga: haklısınız, sanki bir el bütün coğrafyalarda insani değerlerin kıyımı için devreye girmiş.

Ben, sakince arkadaşları dinliyor, az sonra anlatacağım Hünkâr Hacı Bektaşi Veli’nin inanç ve hümanizm içeren sözlerini kafamda hazırlıyordum. Kısa bir özetten sonra Antakya Alevileri üzerinde konuyu anlatacaktım. Lakin başka mevzuları anlatmaya zorlamış gibi mistik bir hava oluşmuş gibiydi. Sohbetin derinliğinden bir türlü ana mevzumuza gelemiyorduk.
Farkına pek varmamıştık ama dışarıda karanlık basmak üzereydi. Biz burada saatlerce konuştukça konuşmuştuk. Kimse şikayetçi değildi ama, artık ana mevzuya gelmek icap ediyordu.

(Haftaya Çarşamba devam edecek)

[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ