Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 7,55 / Satış: 7,58
€ EURO → Alış: 8,80 / Satış: 8,83

Üç Silahşorlar: Sağlık Çalışanlarına Minnet ve Gönül Borçluyuz.

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 25.03.2020
  • 1.137 kez okundu

Sağlığımızla ilgili bir tehdit veya şikayetimiz olmayınca, sağlık kurumlarını aklımıza dahi getirmeyiz.

Egoistlikle kusurlu yanımız zaman zaman bize, ‘’her şeyi bilen, her şeye hakim’’ olduğumuzu söyler.

Başımızı iki elimiz arasına alıp kısa bir düşünce yolculuğuna çıkarsak aslında ‘’bir başımıza’’ zavallı bireyler olduğumuz gerçeğine varırız.

Doğduğumuz anda, hatta doğum öncesi zaman sürecinde başlar birey olarak sağlığa hâkimiyetsiz oluşumuz. Ebeveynler sağlıklı olmadan, doğacak çocuklar da sağlıklı olmayacaktır.

Doktorlar, sağlık personelleri; kısaca sağlık ordusunun fertleri doğum öncesinden beri vazife başındadır. Bu mecrada öncelikli hedefleri sağlıklı doğumla dünyaya gelen bebeği ebeveynlerin kucağına vermektir.

Sağlık denince, vücudumuzda ağrıyan-sancılanan organlarımız aklımızı kurcalar.

Tıp bilimi büyük özverilerle ve insan sevgisi üzerinde sonsuz sabır gerektiren emeklerle oluşuyor. Dünyanın en kutsal ve en etik mesleklerin başında yer alıyor. Bizi doğum öncesinden ömrümüzü tamamlayana kadar hastalıklardan-acılardan-sızılardan kurtarmaya çalışıyor.

Bir tıp doktorunun nasıl yetiştiğini, bir sağlık personelinin hangi emekler sonrasında kep giyebildiğini düşündünüz mü?

Kendinizi onların yerine koyup empati yaptınız mı? Bir taraftan her gün gece demeden, gündüz demeden bıkmadan usanmadan insanların hasatlıklarına çare olmaya odaklandıklarını gözünüzün önüne getirin lütfen.

Diğer taraftan bir tıp doktorunun kaç yılda, hangi özel yeteneklerle ancak uzmanlaşabildiğini aklınıza getirin lütfen.

Yazımın girişinde ‘’her şeye hakim ve bilen’’ kişiler olduğumuzu egoist yanımızın bize söylediğini; aslında ‘’bir başımıza’’ zavallı olduğumuzu belirtmiştim. Bu sözlerime kısaca açıklık getirmeme müsaade edin: İnsan sağlıklı olduğu sürece her şeye hakim olduğu sanrısına kapılır. Elleriyle sayısız ağır taşları bir yerden başka bir yere taşımış olabilir. Fakat vücudunun içinde var olan safra kesesinde oluşan küçücük taşlara karşı çaresizdir. Tıbbi müdahaleye muhtaçtır.

Bir ülkenin en ünlü siyasetçisi, sporcusu konumuna gelmiş olunabilir. Büyük makam sahibi olmanın imtiyazı da yaşıyor olunabilir. Ama tüm dünyada son zamanlarda ortaya çıkan bir virüs, ayırt etmeden bütün taçları, tüm makamları, tüm unvanları bile ‘’bir başlarına’ zavallılara dönüştürüyor. Tıp dünyasından gelecek çare haberlerini bekliyor.

Efendim her şeyin başı sağlık. Sağlığımızı korumanın en etkili yolu doktorlarımızın tavsiyelerine uymaktır.

Yaşadığımız çevrede bir doktorun elinin değmemiş bireyini göremezsiniz. Hepimizin üzerinde az-çok doktor, hemşire, hasta bakıcıların emeği vardır. Sağlık dünyasına hem minnet borcumuz hem de gönül borcumuz hiç bitmeyecek. Onlara ne kadar teşekkür etsek yetmeyecek.

Üç Silahşorlar dünyadaki tüm sağlık çalışanlarına saygılarını, sevgilerini sunarlar.

Geçen hafta Üç silahşorların kaldıkları yerden devam edelim efendim.
Sözleşmiş olduğumuz saate yakın Sabri, Cemil ve ben dün İngiliz misafirlerimizle yarım kalan röportajı değerlendirmeye başladık.

Cemil, ben görüşümü kısa ve net olarak aktarayım; misafirlerimiz beklediklerinin çok ötesinde samimi bir ortamla karşılaştılar. Onların tutumunun da samimi olduğunu düşünüyorum. Misafirlerimiz başta bizim gibi çekingen davrandılar, bizlerin doğal davranışlarımızı, içten sohbetimizi görünce, onlar da aynı duygularla karşılık verdiler.

Sabit, aynı görüşteyim. Fakat ufak bir kaygım var. Bizim söylediklerimizi acaba olduğu gibi mi yayınlayacaklar yoksa makaslayıp duymak istediklerini mi yayınlayacaklar? Bunu öğrenmemiz gerekiyor. Çünkü röportaj kaydı çok uzun, dün dört saat sürdü, bugün ne kadar süreceğini bilmiyoruz. Kaç sayfa yazı yazılacak öğrenmemizde fayda var, dedi.

Ardından bana sordu; İsmail sen bu konuları daha iyi bilirsin, sence kaç sayfa tutar bu söylediklerimiz.?

Doğrusu röportajın sıcaklığında bunlar aklımıza gelmemişti. Eminim misafirlerimizde uzunluğunu düşünmemişlerdi.

Kesin bir sayfa uzunluğu söylemek çok zor. Yazar istediği gibi uzatır veya kısaltır. Tamamen istek, arzu ve yeteneğine bakar. On sayfa da yazabilir yüz on sayfa da yazabilir ben deyince Cemil araya girip; yahu arkadaşlar bu kadar uzun yazıları kim okur ki? İnsanlar en kısa yazıları dahi göz ucuyla okurken bu kadar çok sayfayı nasıl okusun? Aslında

Cemil’in kaygısı kendi bulunduğu coğrafyada geçerliydi. Ama bu röportajın muhatap kitlesi başta İngiltere ve diğer batılı ülkelerdi. O ülkelerde okur sever kitle bizden kat be kat fazlaydı.

Her hâlükârda İngiliz misafirlerimize röportajın nasıl bir formatta yazılacağını soracaktık.

İki dakika sonra diplomat plakalı jip dünkü gibi yanaştı ve içinden misafirlerimiz teker teker inerek içeri girdiler.
(Haftaya Çarşamba devam edecek)

[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ