Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: / Satış:
€ EURO → Alış: / Satış:

Üç Silahşorlar ve Büyük Tesadüfler

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 21.08.2019
  • 531 kez okundu

Doğa kendi ahengi içerisinde tüm ihtişamı ile hayat kaynaklarını bizlere sunar. Yaşamımız doğanın ikramlarına bağlıdır. Doğaya saygılı davrandığımız sürece, doğa, on binlerce yıl oluğu gibi cömertliğine devam eder.

Sağlığımız ile ilgili en küçük bozulma söz konusu olunca, tedavimiz için vardığımız yer, tabiat anamızdır. Nimetler, tabiat anamızın bağrından çıkar. Toprak anamız, gök babamız gibidir tabiat biliminde. Anamıza iyi baktığımız gibi, babamıza da aynı duyarlılıkta dikkatlice bakmamız gereklidir.

İçtiğimiz su, soframıza gelen ekmek, hasta yatağımızda sürdüğümüz merhem tabiat ananın eserleridir. Varlığımız tabiat ananın sağlığına bağlıdır.O sağlıklı olduğu ölçüde biz insanoğlu varlığımızı sağlıklı sürdürebiliriz.

Nefesimiz daraldığında dağ havası, çam havası içimizi açar. Göğün uçsuz bucaksız maviliği ruhumuzu rahatlatır.

Veysel Baba’nın Türkülerinde söylediği dibi: Ademden bu deme neslim getirdi/ Bana türlü türlü meyva yedirdi/ Her gün beni tepesinde götürdü… Karnın yardım kazmayınan belinen/ Yüzün yırttim tırnağınan elinen/ Yine beni karşıladı gülünen… Dileğin var ise Allah’tan / Almak için uzak gitme topraktan/ Comertlik toprağa verilmiş Hak’tan.

Hakk’ın bize büyük lütuflarından biri olan tabiatı korumak, insanlığın en büyük asli görevidir.

Üç silahşor, heyecan uyandıran soruların cevaplarını İngiliz misafir kardeşlerimizden almaya devam ediyor.Beşinci kuşak diplomat olan Bayan Hilga’nın nerede ve nasıl Türkçe öğrendiğini geçen yazımızda öğrenmiştik.

En çok merak ettiğimiz, Bayan Smith’in nasıl ve neden Türkçe öğrendiği ile ilgiliydi. Bay Garner’in de bu konuda neler söyleyeceği ilgi çekici olmalıydı. Cemil, önce Bayan Smith’in anlatmasını rica etti.

İngilizlere özgü sakinlik ve Türklere özgü, sıcaklık Bayan Smith’in yüzüne sinmiş, zarafet masmavi gözlerine konuk olmuştu. Ağzından kehribar misali tane tane sözcükler dökülüyordu. Her cümle içimizde titreşiyor, hoşluk oluşuyordu.

Ben,Cemil ve Sabri gözümüzü sanki kırpıştırmadan Bayan Smith’e dikmiş dikkatlice kulak kesildik. Çünkü anlattığı hikaye çok sıra dışı tesadüfler içeriyordu.

Hikaye anlatımının önemine atfen, araya hiçbir soru ve yorum katmaksızın blok halinde anlatmak daha anlamlı kılacaktır:

-Baylar, ben size Türkçeyi doğrudan doğruya nerede ve nasıl öğrendiğimi anlatacağım. Fakat adım kadar eminim ki ,anlatmamla beraber hayretler içerisinde kalacağınızı baştan söylemeyi uygun buluyorum. Zira ben Türkçeyi bir Türk ailesinde kreşe gittiğim dönemden on sekiz-on dokuz yaşına gelene kadar öğrendim. Bu aile bizim komşumuzdu. Küçüklük arkadaşım Bay Garner de aynı ailede dilinizi öğrendi. Bu kadar tesadüf biraz garip gelebilir, bana da garip geliyor. Ama hayat bazen garip tesadüfleri içinde barındırıyor. Tesadüfleri hayretler verecek boyutlarda ve mekânlarda boynumuza asılıyor.

Şimdi sıkı durun. Söyleyeceklerim eminim tesadüflerin en alası niteliğinde. Lakin Türkçeyi bana öğreten aile sizin gibi Antakyalı. Merakınızın arttığını hissediyorum. Bu kadar garip bir hikaye nasıl olur diye sorma hakkınız var. Ama dediğim gibi tesadüfler bazen çok büyük sürprizleri bize sunabiliyorlar. Bir adım ötesini daha belirteyim. Bu aile bireyleri bir dine inanan iki farklı mezhebe mensuptu. Koca, Sinan amca alevi, kadın, Emel teyze sunni. Bu kadar saygı ve sevginin bir arada yaşandığı bir ailenin kolay kolay bulunmayacağı kanaatindeyim. Bir insan olarak bu aile karakteri her zaman için bana ilham vermiştir. Çünkü bu aile; gerek nefsi terbiye, gerekse ilmi terbiye disiplininde olağanüstü donanımlılar.

Birazdan başka bir yere geleceğim. Fakat önce Türkçeyi ve Londra’da yaşayan bu Antakyalı aile ile ilgili bilgileri vermeye devam edeyim: Ben ailenin tek evladıyım. Annem özel bir şirkette yönetici, babam ise üniversitede Antropoloji öğretim üyesi. Her ikisi de hala hayattalar. Sağlıkları yerinde. Annem ve Babam işlerine giderken beni Antakyalı olan aileye bırakırlardı. Sinan amca ile Emel teyzenin Sanberk adında bir erkek çocuğu vardı. Erkek benim yaşımda. Emel teyze hem beni hem de Sanberk’i sabah hazırlar mahallemizde bulunan önceleri kreşe, sonra okula ellerimizi tutarak götürür ve getirirdi.

Beni kendi çocuğu gibi sever ve sayardı. Aynı kreşte olduğumuz, size bay Garner olarak tanıttığım, ön adı Keewen olan arkadaşım Emel teyzeye gelir, üç çocuk beraber oynardık. Bu süre içerisinde İngilizcesi de mükemmel olan Emel teyze bize Türkçenin hem okunmasını hem de yazılmasını öğretti. Çünkü Emel teyze meslek itibariyle İngiltere’de Türkçe öğretmenliği yapıyordu. Sanberk doğunca ,büyüyene kadar öğretmenliği askıya almıştı. Küçükken temelini aldığım Türkçe’mi Emel teyze öğretmenliğe tekrar döndüğü zaman okulda onun resmi öğrencisi olarak ilerlettim. Keewen’de aynı şekilde öğrendi.

Sanırım bu konuda merakınızı gidermiş oldum. Elbette benim Londra’da yaşayan Antakyalı Sinan amca ve Emel teyze ile ilgili daha anlatacaklarım var. Ama artık izin verirseniz; sizlerle alakalı benim merak ettiğim hususları açıklama lütfunda bulunursanız çok mutlu olacağım.

(Haftaya Çarşamba devam edecek
[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ