Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 6,79 / Satış: 6,81
€ EURO → Alış: 7,40 / Satış: 7,43

Üç Silahşorler: Büyüklerimize Hürmetlerini Sunarlar

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 31.03.2020
  • 926 kez okundu

Yaş alan insan ile genç olan insan fikren hep çatışmıştır. Evde, iş yerinde, sokakta hemen hemen her yerde yüz yüze olan bu çatışmalar sosyal medya üzerinden yapılır oldu.

Biraz rekabet, biraz da serzeniş cümleleri içeren bu paylaşımlarla kendilerini kapsayan yaş aralığında olanlar, dönemlerinin şartlarını öğretici mahiyette duyuruyorlar.

Bugün altmış yaşlarında olanların, küçük yaştan itibaren yaşadıkları sınırlı imkânları anlatan yazıları tutarlı. Aynı şekilde yetmiş yaşlarında olanların da kendi dönemlerini yazarken yaptıkları tespitler isabetli. Her kuşağın kendine özgü mücadele azimlerine, ilerleme hayallerine, hedefe varma çabalarına şapka çıkarıyorum. Yokluklar ve ıstıraplarla vuruşa vuruşa olgunlaşan o kuşağın önünde saygıyla eğiliyorum.

Bu iki kuşağın yazdıklarına bu sütunda bugün değinmeyeceğim. Arzu eden bu kuşakların yazılarını sosyal medyada bulabilir. Ben bu sütunlarda gençlik dönemlerimizde keşfetmeye çalıştığımız hayatın kıyılarında meydana gelen med-cezir hallerini kısaca anlatmaya çalışacağım.

Gençlik döneminde duygular yoğundur ve sürekli dalgalanma gösterirler. Genç sevinçle üzüntü, sevgi ile nefret arasında gider gelir. Ruhsal tepkilerinde aşırılık, davranışlarındaki çelişki ve bocalama bu döneme özgüdür. Genç bir yandan içinden gelen dürtülerini dizginlemeye çabalarken öte yandan çevresi ile çatışmaya girebilir.

Adı üzerinde, delikanlıdır. Ateşlidir, idealisttir. Kendine özgü yaşamak ister. Bağımsızlığını kazanmaya çabalar.
Kendine yeni bir kimlik arar. Hayatın keşfi bu saatten sonra başlar. Lakin birey olarak anne ve babasından daha değişik özelliklerinin olduğunun bilincine varır. Çevresine eleştirici gözle bakmaya başlar.

Hangi birimiz gençlik yıllarımızda bocalamadık? Hangimiz hata yapmadan, kusur işlemeden büyüdük?

Başkaldırdıkları dizeler, kendi hikayelerini kendi kalemleriyle yazmak istedikleri içindi.
Hangi birimiz gençlik yıllarımızda biraz diklenmedik?
Gençlerin ana babalarıyla didişmeleri gençliğin şanında var. Gençlere gösterilen anlayış özgüvenlerini artırır.
Gençlik yaşayarak öğrenecek, öğrendikçe gelişecek, zamanla harmanlanarak tecrübe kazanacak. Evrenin canlılara sunduğu dizgiler hep öyledir. Sürekli bir adım daha ileri gitmek için tasarlanmıştır hayat.

Hayatın verdiği dayatmalar ve şartlar farklıdır. Bugün Altmış, Yetmiş yaşlarında olan kuşakların gençlik dönemlerinde hayatın dayatmalarına karşı savaşları, şartlara meydan okuyuşları, küçük yaşlardan itibaren duyumsadıkları sorumluluk duygusunun rolünün büyük olmasından kaynaklandığını düşünüyorum.

Salgın yüzünden dışarı çıkmamaları rica edilen büyüklerimize karşı, kendini bilmez gençler tarafından yapılan terbiyesizliği medyada izlemişsinizdir. Bir ilimizin otogarında vazifesiyle mütenasip olmayan bir polisin, bir amcamıza hiddetle bağrışını da duymuşsunuzdur.

Bu aymazlığı yapanların, yukarıda yazdıklarım gençliğin dairesi içinde yer alan gel-gitlerle, bocalamalarla, kendini ispat etme çabalarıyla uzaktan-yakından alakası olamaz. O densizlikleri yapanlar, yüceltici terbiye disiplinin katmanlarından çıkmaya hiç gayret etmemiş zavallılık çukurunda kalanlardır.

Efendim; üç silahşorlar tüm büyüklerimizin önünde hürmetle eğilir, bizi yetiştiren o mübarek ellerinden öperiz.

Geçen hafta kaldığımız yerden devam edelim efendim: İngiliz misafirlerimiz dün oturdukları koltukta yerlerini aldılar.
Bunu fark eden Cemil espriyi patlattı; koltuklarının hoşunuza gittiği belli oldu. Bizde başta siyasetçiler, oda başkanları bürokratlar vs. bir koltuğu kaptı mı hiç bırakmak istemezler. Galiba bu alışkanlık size de sirayet etmiş.

Hep beraber güldük. Aslında Cemil, bu espriyi yaparken demokratik yarışın adil olmayan yüzünü gösteriyordu. Koltuk kavgaları yandaş kayırmalara, taraf savrulmalara sebebiyet vermedi mi?
Bir basamak daha yukarı çıkıp baktığımızda koltuk yüzünden eski dostların bugün küskün olduğunu hep görüyoruz.

Koltuklarınıza yerleştiğinize göre artık kaygınız kalmamıştır, dedim.
Koltuk esprisi en çok Bayan Hilga’yı neşelendirmiş olacak ki; yüzü hep gülüyor, bir şeyler söylemek isteyen harekette bulunuyor, lakin gülme krizi konuşmasını engelliyordu.

Sabri hepimize dönerek, koltukla ilgili espriler bazılarına gülme krizine neden oluyor, bazılarında ise sinir krizine.
Ben aylarca kendine gelemeyen arkadaşlar biliyorum. Dünyaya küsen en az on kişi sizlere burada sayabilirim, hatta psikolog desteği alan yıllarca ilaç tedavisi olan tanıdıklar var, dedi.

Bayan Hilga mahcup bir tavırla; affedersiniz, gülme krizi tuttu beni, lütfen mazur görün, dedi.
Efendim gülme insani bir ihtiyaçtır. En etkili ilaçtır, üstelik bedavadır. Allah hepimizi her zaman güldürsün temennisinde bulundum.

Koltuk muhabbeti bittiyse kaldığımız yerden devam edelim mi? sorusunu yöneltti bayan Valeria.
Ben, hazır olduğumu belirttim.

Keawen kayıt cihazının düğmesine bastı ve ben nihayet anlatmaya başladım.

(Haftaya Çarşamba devam edecek)
[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ