Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: / Satış:
€ EURO → Alış: / Satış:

Üç Silahşörler Hastanede

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 20.02.2019
  • 438 kez okundu

İnsan ister topluluğun seyrek kıyısında, ister kalabalık içinde yaşayan nüfusun ortasında olsun; girdiği tabakanın içinde bir an gelir ki, hiç o zamana kadar tatmadığı yeni duygularla karşılaşır.

Geçen hafta Sabri’nin geçirdiği hamam kazasından hepimiz çok korkmuştuk.

Ambulansın hamam kapısına yanaşması haberini aldıktan saniyeler sonra hızla, içeri sedye ve tıbbi teçhizatlarla gelen üç kişi girdi. Bir erkek ve iki bayandan oluşan acil müdahale ekibinde, kokardında Doktor Filiz Yy. olduğu yazılı bayan hemen Sabri’nin baş ve boyun kısmında elleri ile muayene yaparken, diğer iki asistan tıbbi çantayı açmış, aletleri hazır halde doktordan talimat bekliyorlardı.

Çok şükür ilk tespitlere göre korkulacak bir şeyin olmadığını müjdeledi doktor. Düşmenin etkisiyle baygınlık geçirdiğini başında küçük bir kesik açıldığını söyledi. Her ihtimal gözetilerek rutin tetkiklerin yapılması gerektiğini açıkladı.

İlk etapta sedyeye yatırıp, yüzüne oksijen maskesi yerleştirdiler.

Ömürlerini insan hayatını kurtarmaya adamış tıp dünyasının yüce ruhlu karakterleri, kışlık elbiseleri ile hamamın sıcak bölümünde terlediklerinin farkına bile varmayacak özveri ile görevlerine adanmışlıkla sarılmışlardı. Onlar için önce ve öncelik ‘’insandı’. Belki de ilk defa iki bayan erkekler hamamına girmişti. Ne fark eder ki. Mesleklerin en soylu olanlarının başında tababet gelmiyor muydu.? Hipokrat yemini etmiş yücelik için gece, gündüz; sıcak, soğuk; erkek, kadın fark etmezdi. Onlar bir bakıma yeryüzünde candan sorumlu meleklerdi. Bir can acıyorsa, dindirmek kutsal bir görevdi. Hastaya şifa dağıtmak, mukaddes bir özveriydi.

Oksijen maskesi hemen etkisini göstermiş olsa gerek, Sabri kıpırdamaya başlamıştı. Doktor Filiz Hanım Sabri’yi hastaneye götüreceklerini, röntgen çekileceği ve birkaç tahlil yapacağını anlattı.

Sedye üzerinde yatan Sabri’yi hastaneye götürmek üzere hızla ambulansa doğru yöneldiler.

Ben ve Cemil bir çırpıda hamam resepsiyonunda emanete bıraktığımız araba anahtarlarını, cüzdanlarımızı ve cep telefonlarımızı aldık.

Şaşkınlık insana neler yaptırmaz? Belimizde hamam peştamalı, üstümüz çıplak Arşimet misali dışarı fırladık.

Hamam görevlilerinin ‘abiciğim üstünüzü giyinip, o şekilde gidin ’ uyarılarını tınlamadık. Kış vakti havanın soğukluğu aklımıza gelmedi. Sıcaktan terlemiş şekilde çıkıp ,zangır zangır titreyen bir vaziyete girdik.

Şartlar ne olursa olsun, vakit kaybetmeden ambulansı takip edip hastahanede Sabri’ciğimizi yalnız bırakamazdık.

İyi ki akşam karanlığında bizlerin bu vaziyette görülm ihtimali olan yoktur hissiyle birbirimize baktık. Kazasız belasız normal bir gün olsa, birbirimize deli-çatlak diye mutlaka takılır, gülerdik.

Ambulansın hastaneye yanaşmasıyla sedye üzerinde Sabri’nin içeri alınması seri bir şekilde oldu. Biz hastaneye girer girmez, sanki Hollywood yıldızlarının geçit törenlerinde gözlerin artistler üzerine çevrilmesi gibi, hastanede kim varsa, istisnasız herkesin gözlerinin üzerimize doğru çevrildiğini gördük. Hastane çalışanları, refakatçiler, ayakları üzerinde durabilen hastalar, kim varsa gözleri inanmayacak derece hayrete kapılmış, birbirleriyle kıkırdıyorlardı.

Nasıl hayret etmesinler, ömürlerinde ilk kez hamam peştamalıyla hastaneye gelen iki kişi görüyorlardı.

Cemil; ‘eyvah İsmail biz ne yaptık böyle ya, ele güne rezil olduk valla’, dedi.

Ben; asıl gelecek büyük felaketten habersiz, Takma kafana birazdan gözlerini başka yöne çevirirler ve burası sakinleşir’, dedim. Ne de olsa, biz sinema-dizi falan artisti değiliz ya. Birazdan burası boşalır, Sabri’yi de inşallah alır gideriz diye aklımdan geçirirken, önümde birdenbire cep telefonlarıyla benim ve Cemil’in fotoğrafını çeken bir iki genç gördüm.

Siz ne yapıyorsunuz gençler demeden onlar atıldı.’ Amcacığım kusura bakmayın biz kendimizi tanıtmadan sizden izinsiz fotoğraflarınızı çektik, ’bizler sosyal medya fenomenleriyiz’, dediler.

Sosyal medya fenomeni, ne demekti. Ben de Cemil de bilmiyorduk. İçinde kendimizi bulduğumuz bu tabaka, bizlerin hemhal olduğumuz formasyon değildi.

Ne o yani, diye sorduk.

Abiciğim dediler, bizler birkaç yıldır sosyal medya aracılığıyla eksantrik ve enteresan olayların videolarını ve resimlerini çekiyor ve yayınlıyoruz. Her yerde arkadaşlarımız var, onlar alışılmışın ötesinde bir durum olunca bizlere haber veriyorlar bizler de hemen intikal edip kayıtlarımızı yapıyoruz.

Ne, ne, ne dedik. Sakın ha böyle bir şey yapmayın. Derhal silin çektiğiniz fotoğrafları diye çıkıştık.

Biz daha tepkilerimizi gösterirken iki üç kişinin daha cep telefonlarıyla etrafımızda dolandığını sezinledik.

Meğer bu sosyal medya fenomenleri ne kadar örgütlüymüş, anında her hikâyeden haberleri oluyor, olay yerine gelip kayıt yapıyorlar.

İşte ben bu sosyal medya felaketini hiç hesaplamamıştım, aklımın ucuna dahi getirmemiştim. Sıradan vatandaşlar olarak bizler, bu gibi olayların yabancısıydık. Şimdi ise hastane koridorunda sıra dışı olayların odağında sosyal medyada ‘yem’ olmuştuk, hem de ağarmış saçlarımız, ilerlemiş yaşlarımızla.
Kayıt yapan gençlere ‘hop, hop, bre gençler ne oluyor bre’ Antakya usulü tepki verirken, gençler gayet sakin, sakin

‘’Hiçbir şey olmuyor amcacığım sadece canlı yayın yapıyoruz, tüm dünya şu anda canlı canlı sizleri belde peştamal, üstü çıpıldak izliyor, birazdan kayıt bittikten sonra göstereceğim, valla en az elli bin kişi bu videoyu izleyecek, yoğun bir ilgi var’, demez mi?

‘Hatta bu video çok tutulacak ve biz bunu TV. Kanallarına da göndereceğiz ve sizler bizim sayemizde dünyada meşhur olacaksınız’ diye de minnet dolu sözünü de eksik etmez mi?(!)

(Haftaya Çarşamba devam edecek)

[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ