Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 5,70 / Satış: 5,72
€ EURO → Alış: 6,40 / Satış: 6,43

Üç Silahşörlere Gelen Enteresan Teklifler

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 15.05.2019
  • 350 kez okundu

Her birey hukukun birer parçasıdır. Yazılı hukukun dışında, yazılı olmayan manevi dünyayı düzenleyen ve güzelleştiren hukuk sütunlarından bahsediyorum.

Bu hukuk nosyonu bir çok alanda kendinden bahsettirir. Bir nefes gibidir aslında. İhtiyacı tartışılmaz.
Komşuluk hukuku, arkadaşlık hukuku, dostluk hukuku gibi nicelerini sayabilirim.
Bunların temelinde yatan, burcu burcu insanlık kokan yediveren bir ağacın, hayatımızı saran, duygularımız aracılığıyla yayılan cennetvari kokusudur.

Arkadaşlık hukuku, tabiri caizse kundaktan mezara kadar sürebilen uzun solukludur. Küçük yaşımızdan itibaren beraber büyüdüğümüz, her merhalede karşımıza çıkan bilinmezleri beraber öğrenip, derlediğimiz hayat okulu gibidir.

Dostluk hukuku, sırt sırta verip her türlü engeli bertaraf etmede önderlik eden duygunun adı. Dostluk hukuku, hayatımızın özünü bize tattıran en ihtişamlı, tadına doyulmayan lezzet. Dostluk hukukunun olmadığı hayat çölden farksızdır. Hayatımızın çınarları, dostluk hukukunun suyuyla yücelir, güneşe doğru uzanır.

Komşuluk hukuku, adabın, ahlakın en soylu hallerinin bize öğretisi, öğretmenidir. Dayanışma ve yardımlaşmanın asilce kök saldığı mekandır. Bir nevi her zaman sığınacağımız ikinci vatanımızdır.

Atasözlerinde tam isabetle vurgulanan;  “Ev alma komşu al” tabirini bu hukuk kavrayışında hakikati söylüyor.

Dünyanın hiçbir yerinde Antakya’mızın komşuluk hukukuyla mukayese edilemez .Lakin insan olmanın ve insanlığın hukukun tecelli ettiği mekanlar komşularımızın yürekleridir.
İşte geçen hafta üç silahşörlerin, kaygı veren sıra dışı olayların yarattığı heyecanlardan sonra, gece yarısı eve girdikleri an karşılaştıkları tablo komşuluk hukukunun asaletini bir kez daha perçinlemişti.

O yüreklerin çarpışı ben eve girdiğimde eşimin etrafında adeta etten kale gibi duran komşularımda hissediliyordu.

Hepsi ayağa kalkarak geçmiş olsun İsmail bey, çok merak ettik ve kaygılandık. Çok şükür eve sağlıcakla geldiniz. Eşiniz çok güçlü. Biz medya farelerinin canlı yayınını öğrendikten sonra hastaneye tüm komşularla gelmek istedik. Fakat eşiniz müsaade etmedi. Merak etmeyin benim kocam üstesinden gelir. Kaldı ki iki arkadaşıyla beraber her türlü engelleri aşacak kabiliyetteler, dedi. Zaten onların adı sanı Üç Silahşörler bir şey olmaz evvel Allah diye devam etti.

Ben bu duyarlılığa soylu davranışlara gözümden akan iki damla yaş eşliğinde teşekkür ettim. Bu duyarlılık bu asalet sanki Antakyalılara çok yakışıyordu. Medeniyetin amentüsü, nezaketin kitabesi, zarafetin hecesi bu diyarın halis paydası değil mi?

Komşularım evimden geçmiş olsun ve iyi geceler temennisiyle ayrıldılar. Benim şu an iyi bir uykuya ihtiyacım vardı. Aynı merhaleleri beraber atlattığımız Sabri ve Cemil’in de yorgun ve bitap düştüklerini zannediyorum.

Yatmak istediğimden cep telefonumu açmadım, yarına bıraktım. Yatağa girdim. Sabahın ilk ışıklarıyla kuşların cıvıltısı birbiriyle buluşmuş, ahaliye sanki Antakya’ya özgü şive ile ‘’yeter kalana haydi uyanın’’ mesajı veriyordu.

Kalktım ilk işim beni meraklandıran kimlerin aramış olduğuydu. Lakin içimde bir hissin yanı sıra, yaşamın bana öğrettiği, sıra dışı olayların, sıra dışı yansımaları olur tezinin tekerrür edeceğiydi.

Telefonu açtım. Ekranda cevapsız çağrılar, sesli ve sessiz mesajların uyarı sesleri ve sayıları akmaya başladı.

İki üç dakika sonra akış durdu. Yetmiş üç cevapsız çağrı, altmışaltı Whatsapp mesajı, yirmi dört sms mesajı vardı. Tek tek okumaya başladım. Aile bireylerim dışında büyük bir çoğunluğu, arkadaşlarımdan, dostlarımdan ve komşularımdan gelmişti. Siyaset dünyasından, bürokrasiden, sağ olsunlar aramış, ulaşamayınca mesaj çekmişlerdi.
Geri kalanlar, bende kaydı olmayan numaralardı.

Mümkün mertebe bunlara geri dönmem gerektiğini aklımdan geçirdim. Zarif davranıp merak etmiş ve bana yardım etme amacıyla aradıkları muhakkaktı. Vakit henüz erken olduğundan aramak doğru olmazdı. İki saat kadar sonra insanlar daha müsait olur düşüncesini aklımdan geçirirken, Whatsapp mesajlarını okumayı sürdürüyordum.
Birden gözüme çok enteresan satırlar çarptı. Gönderen numara bende kayıtlı değil, fakat mesajın başında kim olduğu yazılıydı. Resmi ve teknik bir dil ve üslupla yazılmış bir talep yazısıydı. Tekrar okudum. Okuduğum satırlar doğruydu.

Aynı tekniğe benzer iki mesaj daha vardı. Birincisinin üst kısmında İngiltere Büyük Elçiliği Basın Müşavirliği yazıyordu.
Özetle belirtecek olursam, İngiliz basın kuruluşu olan The Sun gazetesinin üç silahşorların canlı yayında izledikleri ve üçümüzün hikayesini merak ettiklerini belirtiyordu. Bunun için The Sun gazetesinin yazarının bizimle tanışmak ve röportaj yapma isteğini bildiriyordu. En kısa zamanda tanışmak için bizden randevu talebinde bulunuyorlardı.

Bir diğeri direkt Alman radyo televizyonu WDR kanalından gelmişti. Kısaca onlarda etkilendiklerini iznimiz olursa Antakya’ya gelip bizimle kayıt yapma arzusunda oldukları yazıyordu.
Üçüncü dikkat çeken mesaj Fransız basının La Figaro gazetesinin aynı minval üzerindeki talebiydi.
Bu arada unutmadan şunu da belirtmeliyim: Yurt içinden de mizah dergilerinden epey mesaj gelmişti.

Şimdi tüm bunları cevaplamak icap ediyordu. Tüm bu taleplere nasıl bir cevap verecektik. Keza bunların taleplerine yeşil ışık yaksak dahi, sonrası ne olacaktı.
Ortak akılla hareket etmek, hayatın her evresinde birinci adresimizdi. Eskiler buna meşveret derler. Türkçesi danışmaktır. Üçümüz meşveret neticesinde bir karara varacağız. Bu saikla Cemil ve Sabri’yle öğle vakti buluşup tüm bunları masaya yatıracağız.

(Haftaya Çarşamba devam edecek)
[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ