Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 5,79 / Satış: 5,81
€ EURO → Alış: 6,59 / Satış: 6,62

Üç Silahşorun Memleket Kurtarma Sevdası

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 09.01.2019
  • 338 kez okundu

Dünya yeni yıla girdi. Bizde adettendir, yeni yıla girerken, bizlere en güzel hediye haberlerini hükümetler verir. Bu gelenek bu yıl da değişmedi.

Hatırlayınız, elektrik ve doğalgazda üç-dört ay önce kallavi bir zammın acı veren darbesi vatandaşa dilimler şeklinde yüzde altmış seviyesinde hissettirilmişti. Yeni yıldan itibaren yüzde onluk indirimden, müjdemi isterim diyen haber spikerini duyunca maşallah dedim, dün dört koydular bugün bir indiriyorlar, koyduklarını unutturuyorlar, indirdiklerini müjde babında ilan ediyorlar.(!)

Ah keşke doğarken dünyaya zırhla falan gelseydik, koyanlara karşı aldırış etmeden koy verseydik.(!).

Daha indirim ilanının cümleleri beynimizin damarlarından yavaş yavaş alıştırmaya başlarken, karşımıza örf ve adetlerimizin şaşmaz haberleri peşi sıra gelmeye başladı.
Poşet artık parayla satılacak. Rakı da bundan böyle zamlı içilecek. Beğenirsen.(!).Beğenmezsen alma, erkeksen içme. Hele bir misafirin gelsin de bir göreyim yiğitliğini (!) Hemen Bi 70 lik tıpış tıpış alacaksın.(!)

Zam furyasından, dert deryasından, keder dünyasından uzaklaşmaya çabalarken, memleket sevdasına hasretmiş iki yakın arkadaşımla sözleştiğimiz mekanda buluştuk. Oh be çektim, üç kişi olduk. Zira üç sayısına ehemmiyet veririm. Üç sihirli kelime. Üçlemeler çok meşhur, sporda, sanatta, coğrafyada, geometride. Vs.

‘’Üç silahşorlar’ı benim yaşlarda olup ta bilmeyen çıkmaz. Çocukluk zamanımda TRT’nin, TRT olduğu yıllarda, siyah beyaz dönemlerinde, Artos, Portos, Aramis üçlüsünden oluşan, orta çağ Fransa’sında geçen kılıçlı maceraları seyrederdik. Aslında ekip dört kişiden oluşuyor baş kahraman Dartanyan olmasına rağmen, filmin adı üçle başlıyordu.

Varsın dört olsun beyim. Ne de olsa matematiğin fonksiyonları sınırsız. Formül bulunur dörtten bir çıkarırsın üç olur, ikiye bir eklersin üç olur. Üç silahşorların romanını yazan Alexander Dumas üçle dördü mü karıştırdı derseniz, bilemem (!) Belki de üçle başlamış, kendini maceraya kaptırınca, Nasrettin Hoca misali Üçten birini doğurmuş dört olmuş olabilir.(!)

Neyse konuyu dağıtmadan memleket üzerine akıl yoran üçlüyle devam edelim. Sabri, Cemil ve ben. Siz de takdir edersiniz, bizim belimizde kılıç, elimizde kalkan yoktur. Hele altımızda dört nala fırtına gibi koşan küheylan hiç yoktur.(!) Bizi memleketi kurtarmakla görevlendirmiş Kral falan da yoktur.(!)

Ama bizde akıl ve hissiyatımızın verdiği tarifsiz memleket sevdası var. Memleketin durumundan duygularımız pik yapınca ,ne yapabiliriz sorusunun somut cevabını bulmaya çalışıyoruz. Buluyor musunuz yahu diye sorarsanız, bulsaydık böyle bir yazı naşi olmazdı. Belki memleketin sorunları yoktur ,ondan bulamıyoruz diye düşünmüyor değilim.(!) Mantıken olmayan bir şey bulunamaz zaten.(!)

Her neyse, hayatın ağırlığını hafifletmek için ara sıra mevzuları mizahla harmanlıyoruz. Ben de bazı konuları mizah şeklinde yazmanın iyi geleceğini düşünüyorum. Zira kasvetli haber üzerine haber duya, duya, sinirler harap oluyor, nabız zıplıyor, tansiyon fırlıyor. Kalbimiz kararıyor. Yürek dayanmıyor.

Bir habbe,şaka, bir habbe fıkra, bir habbe tiye alma. Bu üçlü yüzümüzü bir nebze olsa güldürüyor. Çünkü bugünlerde akıl sağlığını ancak gülerek elde tutabileceğiz. Bunun için ister kurgusal, isterse gerçeksel olsun mizahı kapıdan, gırgırı pencereden içeri buyur edeceğim.

Üç silahşorlardan muhtemel güncel maceralarını imkanlar ölçüsünde madaraca kurgulayıp yazacağım. Ama laf aramızda kimse duymasın. El alem duyarsa ele güne karşı ayıp olur.(!)

Sabri, Cemil ve İsmail üçlüsü, üç gün önce sözleştikleri yere doğru buluşmaya giderken, Antakya’da gökyüzü sanki yarılmış, bulutlar yağmuru karınlarında 40 yıl biriktirmişçesine adeta boşaltıyordu.

Mekana üstümüz başımız ıslak girdik.Yorgunluğumuz , argınlığımız yüzümüze vurmuş gibiydi. Masanın bir tarafında ben ve Sabri, karşı tarafından Cemil oturdu.

Cemil hemen atıldı, arkadaşlar yarın hamama gidelim, dedi. Bre kardeş nerden esti şimdi hamam faslı dedim.

-Valla dün rüyamda gördüm, demesin mi?

Koptum. Ne kadar güldüğümü hatırlamıyorum. Böyle bir cevap beni kontrolden çıkardı. Sabri de çok soğukkanlı olmasına rağmen kendinden geçermişçesine güldü.
Hamam denince keselenmek, liflenmek, göbek taşına uzanmak velhasıl, sağlık, dinlence filan sebeplerle gitmeye alışmışız.

Rüyada görüldüğü için hamama gidilmek istendiğine ilk defa şahit oluyordum. Neme lazım emrin olur dedim.
Cemil bozulmuş atarlanarak çıkıştı.
-Niye bu kadar gülüyorsunuz, siz nasıl bir rüya gördüğümü biliyor musunuz ki, böyle eblek eblek gülüyorsunuz ?
Hele bir sorun bakalım ne gördüm?
-Aha soruyorum, ne gördün, Cemil?
Rüyamda, memlekette rüşvet, irtikap, suiistimal ,kayırma, zam, ekonomik bozukluk aklına gelebilecek ne olumsuzluk varsa, alayından kurtulmak için hamama gitmem gerektiğini gördüm. Her kese vuruşunda, her lif dokunuşunda, her tas döküşünde tüm bunlardan arındığımız girdi rüyama. Ben de hayra yoruyorum.
Haydi yürüyün, cümleten hamam gidiyoruz.
Ah, ah, keşke memleketin halinin hamama gidilerek kurutulabileceği örneği olsa dünyada..
Eh ne diyelim; Sabr-i Cemil billah il İsmail..
İ[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ