Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 8,38 / Satış: 8,41
€ EURO → Alış: 9,96 / Satış: 10,00

Ülkeyi Temizlemek

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 14.06.2021
  • 279 kez okundu

Türkiye’de gün sabah gergin doğuyor, akşam gergin batıyor. Gerginlikle geçmeyen dakikamız, rahat nefes alacağımız saniyemiz kalmadı. Bu gerginliklerden doğan hatalar, işlenen günahlar, kirletilen ahlaklar daha da çok gerilmemizi, ruh sağlığımızı bozacak seviyeyi çoktan geçti. Neye odaklanacağımızı, hangi sorunu çözmeye kalkışacağımızı şaşırdık.

Çünkü çözüm odaklı mesul irade ortalığı çoktan terk etmiş.

Son günlerde ortaya saçılan görüntüler ve iddialar, birçok mesul iradenin salt kendine odaklandığı algısını güçlendiriyor. Siyasetçiden bürokratına, gazetecisinden iş insanına varana kadar geniş yelpazede elde edilen,(siz bunu ele geçirilen olarak da okuyabilirsiniz) konumlar doğal kariyer veya yaşam akışıyla örtüşemez.

Kısa süre içerisinde nizami iş hayatıyla elde edilemeyecek bu denli yükselişlerin sütre gerisinde suiistimallerin olduğu yönündeki kuşku sınırlarını aştı.

Hukuk devleti ilkesiyle yönetilen ülkelerde bir noktalık suiistimallere bile tahammül ve müsamaha gösterilmez. Gel gör ki bizde suiistimaller dağların zirvelerini aşmış ovalara taşmış ülkenin dört bir yanını sıçratmış durumda. Deyim yerindeyse kirlenmeyen ‘’nokta’’ kalmamış.

Kirliliğin nasıl temizleneceği üzerine çaba gösteren mesul bir kişiyi gördünüz mü?

Görmeniz çok zor. Çünkü kirlilik de bir nevi mikroptur ve bulaşıcıdır. Kirli olan biri, etrafında bulunanlara er geç bulaştırır. Artık düzenin çarkı her gün kirlenerek dönmeye başlar.

Bu kir yoğunlaşarak pisliğe dönüşür. Pislik hem görüntüsü itibariyle hem kokusu itibariyle toplumu hasta hatta felç olma noktasına getirir.

Hiçbir kurum vazifesine motive olmaz. Hiç bir basının etkinliği kalmaz. Hiç bir siyasetçinin söylemleri inandırıcı bulunmaz.

Her tarafı kirlenen bir alanın sadece bir bölümünü temizlemenin işe yaramadığı, temiz alanın kirli alana nüfuz edip temizlemediği, tam tersine kirli alanın temiz alana nüfuz edip kirlettiğini bilmek için alim olmaya gerek yoktur.

Çare top yekûn, babtan mahraba kadar temizliktir.

Bu kirliliğe neden olanlarla veya göz yumanlarla temizlenmenin beyhude sonuç doğuracağını yaşam tecrübelerimiz umarım hepimize öğretmiştir.

Tek kelimeyle söyleyecek olursam; pis eller temizlik yapamaz.

Yazımın gerçekliliğini daha da pekiştirmek ve konumuzla ilgili evrenin ruhunu anlayabilmek için çok bilindik bir mitolojik öyküyü anlatacağım:

Mitolojide bu öyküye ahırı yıkama metaforu deniyor. Ben bunu ülkeyi yıkama metaforunu kullanacağım.

Elis Kralın oğlu Augeias’ın her yeri pisleten hayvanları, ülkeye bela olmuşlardı. Aç gözlüydüler. Doymak bilmez iştahla eline geçirdikleri her şeyi yiyorlardı. Ülke, gırtlağına kadar pisliğe batmıştı. Augeias’ın çocukları ve yakınındaki yöneticileri, haksız kazanç sağlamanın şampiyonlarıydılar.

Bu haksızlık, ahırları ağzına kadar pislik ile dolduran hayvanlara benzetiliyordu.

Halk bu pis kokulu ahırların temizlemesini istiyordu. Meclis toplanıyor, haksızlıklara baş kaldıranlar suçluların cezalandırılması için çırpınıyordu. Sonunda insanların aklına Herakles geldi. (Mitolojideki Herakles, bizim bildiğimiz Herkül’dür)

Promete’yi Kafkas dağlarında vurulduğu zincirden kurtarabildiğine göre bu ahırları ancak kahraman Herakles temizleyebilir diye düşünüldü. Herakles başta bu pisliği temizlemeye gönüllü değildi. Çünkü kendisi ömrü boyunca hep kahramanlıkla sonuçlanan olağan üstü cesaret ve hünerlerini savaş meydanlarında sergilemişti. Ahır temizlemek onun işi olamazdı.

İnsanlar Herakles’i ikna etmeyi başardılar. Ancak Heraklas in bir şartı vardı; artık herkes namuslu olacak ve pisliğe el sürmeyecekti. El sürenlerin derhal cezalandırılmasını istedi.

Herakles işe koyuldu. Eline aldığı süpürge ve kürekle işe koyuldu. Ama nafile, ne temizlediği alan temiz kalıyordu ne de koku gidiyordu.

Sonunda aklına bir fikir geldi. Peneios ve Alpheios nehirlerini birleştirip akış yatağını pislik yönüne doğru değiştirdi. İki nehrin birleşmesinden büyük nehir oluştu ve bu nehirleri ülkenin içinden geçirdi. Coşkun nehirler, enine ve boyuna akıl almaz bir hızla kirliliği bir günde temizledi.

Bizim ontolojik olarak Herakles’imiz yok. Ülkeyi temizlemek için millet olarak Herakles gibi düşünerek, Peneios’u erdem, Alpheios’u fazilet nehirleri şekline dönüştürerek her gün akmasını sağlamak zorundayız.

Aksi takdirde büyük filozof, İbni Haldun’un deyişiyle, “Erdemden uzaklaşan her kişi mutlaka bir gün yıkılacaktır. Faziletsiz devlet ayakta kalamaz.’’ tespitinin yakıcılığıyla gerginliğimiz artacaktır.

[email protected]

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ