Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 7,26 / Satış: 7,29
€ EURO → Alış: 8,59 / Satış: 8,62

Umut, Kronos ve Kairos

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 08.07.2020
  • 427 kez okundu

Asırlar boyunca insanlar çevreleriyle hayatın birçok hallerini beraber yaşadı. Neşe ve tasalarla yüklenmiş ortak bir kültürü paylaştı.

Uzaklara gidilmiş olsa da akrabalık bağı güçlüydü. Komşuluk ilişkisi, dostluk duyguları sağlamdı. Sevinçler ve kederler büyük ölçüde ortaktı.

İnsanlar doğduğu yerde büyür, okur, çalışır, evlenir, yaşlanır ve ölürdü. Yaşlılar ve mezarlıklar, toplumun ortak hafızasıydı.

‘’Ben’’ ile toplum arasında, görünmez manevi duygu akışı mevcuttu. İnsanın benliği, içinde yaşadığı ortak kültür aynasına bakarak şekillenirdi.

Yardımlaşma; adı yazılmamış toplum bildirgesinin yasasıydı. Elele verip komşunun, akrabanın, dostun sorunlarını çözmek tabii idi.

Resimler, ekranlar siyah beyazdı ama hayatın kendisi rengârenkti.

Günümüzde bunların çoğu değişti.

Değişen dünya koşulları hepimizi kaçınılmaz şekilde değiştirdi.

Bunun üzerine; eğitim ve çalışma yaşamı nedeniyle insanların sürekli ülke-şehir değiştirmesini, ekonomik zorlukları göz önüne getirdiğimizde, ailelerin de küçülerek değişime uğradığını görürüz.

İnsanlar bireysel olarak yaşama arzusunun fitilini ateşlediler ve aidiyet hissini feda etmek zorunda kaldılar.

Dostluk halkaları da bu süreç içerisinde epey daraldı.

Bugün hayat her bireyin sırtına olanca ağırlığıyla yükler bindiriyor. Geçe gündüz bu yüklerle hayat mücadelesi veriyoruz. Bir birim yükü üstümüzden atarken iki birim yük daha omuzlarımıza abone oluyor.

Dolayısıyla çileli hayat böyle bir yatakta akıp gidiyor.

Ama ömür denilen vade aralığında hayatın dayatmalarına her zaman ‘’kaderimizdir’’ diyerek boyun mu eğeceğiz?

Hayır; her gün hayatımızın idamesini sağlamak için mücadeleye devam edeceğiz. Hayatta hiçbir zaman kalıcı keder ile kalıcı neşe yoktur. Dünyada yaşamın dinamik çarkları sürekli dönerek yer değiştirir.

Bu hayat çarklarının evrelerinin antik Yunanlılar, binlerce yıl önce farkına varmışlar ve tanımlamışlar:

‘’Kronos’’ ve’’ Kairos’’ olarak isimlendirmişler.

‘’Kronos’’, ölçülebilen zamandır, niceldir; saniye, dakika, saat, yıl anlamına gelir. Kronometrelerin, saatlerin ve takvimlerin zamanıdır. Doğrusal ve sıralıdır.

Kronolojik zaman hepimizin aşina olduğu şeydir. Günlük hayatımızı, çalışma saatlerimizi buna göre ayarlarız.
Kronos sürekli ilerler, onu yavaşlatamayız, durduramayız ve geri alamayız.

Örneğin hamile bir anne adayının 9 ay boyunca bebeğini karnında taşıma süresi kronostur.

‘’Kairos’’ ise bambaşkadır.

Saniyeleri değil anları ölçer; niteldir. Doğru zamanı, uygun anı ifade eder. Anne adayının 9 ay boyunca karnında taşıdığı bebeği doğum yapıp kucağına aldığı an, bir Kairostur.
Kairos olma anının gelmesi demektir. Bir tohum, ancak uygun an geldiğinde fidana dönüşür.

Bir bebeğin gülümseyeceği, karşısındakine bilinçli tepkiler vereceği, dişlerinin çıkacağı zaman kronolojik olarak tahmin edilse de, ne zaman gerçekleşeceği kesin olarak önceden bilinemez.

Zamanı gelince olur.

Kairos’a göre olması gerektiğine inandığımız olgu, doğru an gelmemişse gerçekleşemez.

Bir şeyleri hızlandırmak adına hırslanmak bizi, doğru sonuçlara götürmeyebilir.

Kairos zamanı değilse, ne istediğimizi elde ederiz, ne de yaşadığımız anın tadına varırız.

Çünkü evren, henüz bilmediğimiz, ölçemediğimiz sayısız bileşeniyle, öngöremediğimiz ilişkiler ağı içinde ilmek ilmek örer gerçekliğimizi.

Bunun için yüzümüzü her zaman ümit deryalarına dönelim.

Günümüz dünyasında akrabalık, komşuluk, dostluk ilişkisi eskisi gibi güçlü olmadığından birçoğumuz kendi göbeğimizi kendimiz kesmek zorundayız. Omuzlarımızdaki yükleri kendi gücümüz ve maharetlerimizle atmaktan başka çaremiz kalmadı.

Ama umut, her zaman olduğu gibi en büyük motivasyonumuz. Bizi kronostan kairosa götürecek moral gücü umudumuzdur.

Umudunuz ve Kairos’unuz bol olsun.

[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ