Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 6,81 / Satış: 6,84
€ EURO → Alış: 7,57 / Satış: 7,60

Üsluplar Üzerine Zihinsel Egzersiz

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 06.05.2020
  • 817 kez okundu

Salgın tehdidini savuşturmak için haftalardır evlerdeyiz. Günlük hayat akışımızın şekli de, rengi de değişti. Rutin koşuşturmaların, zamana karşı yarışların zıtlarını yaşıyoruz. Günün nasıl geçtiğini bilmediğimiz bir tarzdan, günün bir türlü geçmiyor tarzına transfer olduk. Bonservisimiz adeta virüsün elinde. Kendimiz ile ilgili tasarrufumuz tamamen, bu illetin zayıflamasıyla ancak elimize tekrar geçecek.

O vakte kadar evde ne yapabiliriz?

Eve kapanması zorunlu olanlar için fiziki yapacak aktivite seçenekleri yok denecek kadar az. Arkadaşlarla yürüyüşe çıkıp, kırk yıllık ahbaplarla sohbet edip deşarj olama ve taze enerji toplama olanağı yok.

Ama alternatif imkânlar üretmek mümkün; sorgulamak.. Doğayı, insanların bakış açılarını, alışkanlıkları, hataları, doğruları veya yanlışları masaya yatırıp zihinsel egzersiz yapabiliriz.

Ben tutkunu olduğum kitap okumak ve sporun yanında, zihnimi beşeri münasebetin tasvip etmediği; genel hayatta ve siyaset alanında kibir-ego-kendini beğenmişlik gibi kavramlar üzerine düşünmeye odakladım. Sizlerle paylaşmak üzere kendimce bazı küçük saptamalar çıkardım.

Önce bu kavramları iki ayrı coğrafya üzerinde ele alalım: Batıda filozoflar üzerinden, doğuda ise dervişler üzerinden gerçekçi yaklaşımlarının ‘’kapsayıcılık’’ itibariyle birbirine yakınlığını görürüz. Batı felsefe etiğiyle, şark tasavvuf ahlakıyla saptamalar ve yorumlar geliştirmiş.

Usta düşünürler daima en “duyarlı anlayışları”, en “ince düşünüşleri”, en “kibar davranışları” gündeme getirmişler. Nezaket ve zarafet sentezinin insan karakterinin safileşmiş soylu kimliği olduğunu söylerler.

Çevremizde ne kadar duyarlı, ince, kibar insan sayabiliriz?

Batının felsefi terbiyesi ile doğunun tasavvuf disiplininin ruhları, materyalist yaşam kolaycılığının sunağında kurban ediliyor.

Kendini her ihtilafın çözüm ustası gören “kibirlileri’’,, her konuda mutlaka bir şey söylemeye meraklı fikirsiz ama görüş belirten “işgüzar gevezeleri”, her şeyi sadece kendisine hak görenlerin doymak bilmeyen açgözlü “bencil muhterisleri’ fark ediyor musunuz?

Son haftalarda zihin limanımda gösterişli gemiler demirledi. Güvertelerinden, özellikle son yıllarda aklın ürperdiği, paçalarından kabalık, kibir ve egolar akan kişiler inmeye başladı. Özellikle bizzat siyaset ve siyasetin yarattığı mevki ve makamların verdiği her türlü sanallık, düşünen insanın gözünden kaçmıyor.

Kalıplar maalesef değişti. Her insanda, ama özellikle siyasetçilerde olması gereken temel kavramlar artık imtiyazlı nitelikler haline geldi.

Duyarlılık, empati, nezaket zarafet pervasızca ihlal edilen tanımlamalar oldu.

Hakaret dolu söylemler, rencide edici tavırlar; yeni kalıplar adı altında erdemli insanların bağrına hançer gibi indiriliyor.

Ahh, nerelerden nerelere geldik? Kırk yıl öncesinden bugüne kısa bir yolculuk yapalım. Siyasetin mücadele sahalarını hatırlamaya çalışalım. Çetin geçen her mücadelede bile saygı kaybolmazdı. Liderler birbirlerini kıyasıya eleştirirken dahi hürmet eksilmezdi.

Demirel, Ecevit, Türkeş, Erbakan ve Özal.. Yakın Türk siyaset tarihinin liderleri. Fikren birbirleriyle zıt olmalarına rağmen, nezaket, zarafetten uzak üslup kullanmadılar. Hiç birinde kibir, ego, kendini beğenmişliğin en küçük kırıntısı bile görünmezdi.

Kürsüye her çıktıklarında, terbiye ve ilim disiplinine murahhas görüşler, fikirler, öneriler sunarlardı. Kimse kimseyi aşağılayıcı, rencide edici bir tavır takınmazdı.

Rencide, Farsça onur kırmak, incitmek anlamındadır. Manevi değeri ve önemi bulunan kişilikler duyarlıdır.
Nezaket, “ince düşünüşlü tavır” demektir. Siyasette nezaket, ahlaki değerleri zedelemeyen doğru değerlendirme becerisi olarak ortaya çıkar. Zarafet, “duyarlı anlayış ve kibar davranış” anlamına gelir.

Peki, bu rencide edici tavırlar, kibirli davranışlar, şişkin egolar, kendini beğenmişlikler nerden besleniyor?
Umursuzluktan. Biliyorsunuz, ‘’umur’’ terbiye eğitimi demektir.

Sorun, nezaketin ve zarafetin bir siyasetçinin umurunda olup olmadığı noktasında toplanıyor.
Bir şeyin umurunda olunması için, o şeyin farkında olunması gerekir. Bizdeki önemli sorun bu farkı fark edecek niteliğin yokluğudur.

Çatışma yerine, ‘’barış”, sürtüşme yerine, ‘’diyalog”, istismar yerine,’’ işbirliği”, imtiyaz yerine, ‘’eşitlik”, çifte standart yerine, ‘’adalet”, baskı yerine, ‘’özgür irade”, isteniyorsa işin terbiyesine riayet etmek yeterli olur.

[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ