Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: / Satış:
€ EURO → Alış: / Satış:

Yapılan hiçbir çalışmada…

Yapılan hiçbir çalışmada…
  • 02.09.2020
  • 747 kez okundu

Bir birliktelik göremiyorum!

“Hatay, sahip olduğumuz değerler itibariyle, Türkiye’de ve hatta dünyada nadir şehirlerden biri” diyen Hatay Turizm Derneği Başkanı Hakan Boyacı, kurumsal koordinasyonsuzluğa işaret ettiği açıklamasında, “Hatay turizminin çok iyi pazarlanamadığını düşünüyorum” dedi ve ekledi…

2019 Aralık ayında tüm dünyayı bir anda etkisi altına alan koronavirus pandemisi, hemen hemen tüm sektörlerin gelecek planlarını altüst etti. 2020’ye hiç olmadığı kadar yüksek beklentiyle giren turizm sektörü ise mecburen tüm dinamiklerini gözden geçirmeye ve yeniden yapılanmaya odaklandı.
Hatay, yeniden yapılanmak zorun kalan sektörün son yıllardaki en yorgun ve en yıpranmış kentlerinden biri. Bu anlamda konuyu ele aldığımız isim, Hatay Turizm Derneği Başkanı Hakan Boyacı oldu. Kent merkezinde kamulaştırılan tarihi binaları, yeni müze hazırlıkları, gerçekleşen restorasyon projeleri, Gastronomi ve EXPO adımları gibi bir çok başlıkta ilerleyen kent adına sorularımızı cevaplandıran ve ‘ne olması’ gerektiği konusunda mevcut tabloyu netleştiren Boyacı, kent içindeki kurumların koordinasyonsuzluğuna işaret etti.

O zaman ilk sorumuz gelsin ve sektörün yorgun kimliğinde adım atmaya başlayalım…

Turizm Derneği başkanlığınız ne zaman başladı?

Nisan itibariyle, 1 seneyi doldurdum.

Nasıl bir kent turizmi tablosu var elimizde? Sizin gördüğünüz nedir?

Hatay, sahip olduğumuz değerler itibariyle, Türkiye’de ve hatta dünyada nadir şehirlerden biri. Çünkü aynı anda üç dört tane turizm değerini yaşayabileceğiniz şehir çok azdır. Tarihimiz var, kültürümüz var, doğamız var, yaylalarımız ve ormanlarımız var, denizimiz var… Aynı şekilde, gastronomi değerlerimiz var. Kaplıcalarımız var. Bu bağlamda baktığınız zaman, bu dördünü ya da beşini barındıran bir şehir, Türkiye’de çok az. Ancak, Hatay turizminin çok iyi pazarlanamadığını düşünüyorum. Hatay’ın, sahip olduğu değerler bağlamında, çok da farkında olunmadığını düşünüyorum.
Düşünün ki… Biz, dünyanın en büyük mozaik müzesine sahibiz. Ama bunu, ‘dünyanın en büyük mozaik müzesi’ gibi pazarlayamıyoruz. Dünyanın en önemli mutfaklarından birine sahibiz. UNESCO Gastronomi Şehri olduk, ama bunu da, ‘dünyanın en önemli mutfaklarından birine sahip’ bir yer gibi pazarlayamıyoruz.

Peki, nasıl olacak? Bu sarmaldan nasıl çıkacağız?

Bu, akılcı çalışmalarla olur. Bu; uzmanların, bu kentin paydaşlarının, turizm dinamiklerinin bir araya gelerek belirleyecekleri stratejilerle olur.

Bu anlamda, kent yöneticileri ile bahse konu paydaşlar arasında ne derece bir iletişimsizlik var?

Ben, ilk günden bugüne söylüyorum. Hatay Turizm Derneği Başkanı olarak, bir turizmci olarak, Hataylı bir vatandaş olarak, Hatay sevdalısı bir insan olarak… Bu kentin başarısı, birlikte çalışmaktan geçiyor. İnsanlar, kurumlar, işletmeler, dernekler ne kadar çok birlikte hareket edebilirse, birlikte bir strateji belirlerse, birlikte çalışırsa, Hatay’ın önü o kadar çok açılır.

O zaman sorumuz net… Ne kadar birlikte çalışabiliyoruz?

Ne yazık ki, ortada yapılan hiçbir çalışmada bir birliktelik göremiyorum. Bugün, Büyükşehir Belediyemiz bir proje yapıyor. EXPO Projesi. Bir belediye, EXPO projesini niye yapar? Memleketindeki insanlara, esnafa, turizmcilere katkı sağlayacak bir organizasyonla, bu kentin refah düzeyini, gelir düzeyini arttırmak için yapar. Ama görüyoruz ki… EXPO yapılıyor ama… Hiçbir kurumla oluşan bir komisyon yok. Bir koordinasyon görmüyoruz. EXPO yapılıyor, güzel ama… Bu konuda çalışacak bir komisyon gerekiyor! Bir komite gerekiyor!

Yani bir belediye projesiymiş gibi ilerliyor. Öyle mi?

Aynen. Tespitiniz çok güzel. Ancak EXPO, böyle bir şey değil! EXPO, bütün Hatay’ı ilgilendiriyor.

İfade ettiğiniz şey üzerinden ilerleyecek olursak eğer… EXPO sürecine, Valilik de dahil olmak üzere, diğer kurumlar girmek mi istemiyor, yoksa belediyenin böyle bir tercihi mi söz konusu?

“Girmek istemiyor”, demek mümkün değil. Çünkü “girmek istemiyor” diyebilmek için, biz, Turizm Derneği olarak mesela… Hatay’da turizm ile ilgili yapılan birçok toplantıya, komitelere katılıyoruz. Oralarda da doğal “ortak” konumundayız. Diyeceğim şu ki… Siz bir komite kurdunuz, bir toplantı tarihi belirlediniz, bu komitede bulunacak paydaşları da belirlediniz, ama buraya bu insanlar (Valilik, belediyeler, dernekler, sektör temsilcileri..) gelmedi mi? Eğer bunu yaptıysanız ve insanlar da gelmediyse, o zaman dersiniz ‘kimse destek vermiyor’ diye!
Şunun altını çizmek gerekiyor öncelikle… Böylesi bir komite (EXPO), işinizi zorlaştırmaz, aksine kolaylaştırır. Yaptığınız işlerde göremediğiniz eksiklikleri tamamlar.

Hatay EXPO’sunun bir komitesi yok mu?

Sizin duyduğunuz, böylesi bir komite var mı peki? Duydunuz mu? EXPO Komitesi toplandı, diye!

Yani, Dernek olarak, ‘verebileceğimiz çok şey var, ama bizden bir şey talep edilmedi’ noktasında mı duruyorsunuz?

Evet, ama şunu da ifade etmek gerekiyor ki… EXPO’yu sadece EXPO alanı ile sınırlamak, turizm açısından büyük bir hata olur. EXPO gibi büyük organizasyonlar, bir lansmandır. Bir şehrin lansmanıdır. Bir şehrin, vitrine çıkmasıdır.

EXPO’yu Hatay’a fikir olarak getiren isimlerden biri geçtiğimiz günlerde istifa etti. Hatay Büyükşehir Belediyesi EXPO 2021 Proje Koordinatörü Ömer Faruk Çelebi’den bahsediyorum. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

EXPO gibi bir projenin isim babası olan bir Proje Koordinatörünü, EXPO yapılıp bitene kadar, projenin içinde tutmak gerekiyordu. Bu anlamda Ömer Bey’in ayrılması, EXPO için bir kayıp olabilir.

Gastronomi kentinin, Valilik bünyesinde devam eden restorasyonlarla ortaya çıkacak Adalı Konağı ile beraber, ikinci bir Gastronomi Evi olacak. Yani bir tarafta Belediye ve diğer tarafta Valilik. Bu durum, birbirini besleyen bir tablo mu sunuyor yoksa yaşanan kopukluğun bir sonucu mu?

Bir şehrin turizm çalışmaları, bir şehrin strateji çalışmaları, bir bütün halinde olmalı. Yani bugün her kurum ayrı ayrı bir çalışma stratejisi belirlerse, bu, kopukluğa neden olabilir. Bunu, Gaziantep’te görüyoruz! Burada, Valilik ve Büyükşehir Belediyesi, tüm bu konular çerçevesinde birlikte çalışıyor, uyumlu da bir strateji belirliyor. Ayrı çalışmalar söz konusu olmuyor.
Bu anlamda, Valiliğin Mutfak Sanatları Merkezi ile Belediye’nin Gastronomi Evi’nin birlikte yönetilmesi taraftarıyım. Olması gereken de bu. Yani tüm bunları bir merkezden yönetmeniz gerekiyor. Bu yapılamadığı zaman, zafiyete, kopukluğa neden oluyor.

Son olarak, marka yönetimi noktasında konuşacak olursak… Gastronomi kimliğinde ilerleyen bir kentte, tescili alınmış künefenin tarifinde bile bir standart yakalayamadığımız bir gerçek. Ne söylemek istersiniz?

Künefe, Coğrafi İşareti alınmış bir ürün, baktığınızda. Ancak künefenin özünü, biz Antakya’da dahi tam olarak yaptıramıyoruz. Antakya’da gerçek künefeyi yapan işletme sayımız, 3’ü ya da 5’i geçmez. Artık o kadar çok kabul görmüş ki, sahte dediğimiz, çakma dediğimiz o künefe tarzı… Düşünün ki, pekmez bile sürülmüyor artık! Artık bunu da değiştirmişler! Karamelize şeker ve bitkisel yağ kullanılıyor. Bu, o kadar çok kabul görmüş durumda ki, gerçek künefeyi insanlar beğenmiyor! Aslında beğenmiyor değil, garipsiyor! İnsanlar, tereyağlı ev künefesini onlara sunduğunuz zaman, ‘bu, bizim yediğimiz künefeden değil, farklı’ diyor.

Yani, bilerek ya da bilmeyerek, insanları kötüye alıştırdık, öyle mi?

Aynen.

Teşekkürler…

Röportaj/Tamer Yazar

Etiketler: / / / / / / / / / / / / / /

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ